|
suurtash
|
 |
« : 2011 avgust 19, 08:54:27 » |
|
Dobruja – Recitation competition in the Turkish and Tatar (automatic translate) = May 29, 2009 by blackseatatar Translate using “google translate” http://www.telegrafonline.ro/1243544400/articol/86967/concurs_de_recitari_in_limbile_tatara_si_turca.htmlDemocratic Union of Tuco-Muslim Tatars of Romania (UDTTMR) Medgidia Branch, in partnership with the County School Inspectorate Constanţa, organize, Sunday, from 10.00 at the Military Circle of Medgidia, the recitation of the Tatar and Turkish languages “Güzel Tĭlĭm – Güzel Dilim. Our beautiful language. “ The competition will take place in three sections: recitation of poems, literary works, folklore interpretation of the Turkish-Tatar dobrogean. Also will be exposed and drawings with the theme “Traditions and customs Turkish Tartar dobrogene.The contest and announced the participation of students in schools Medgidia, Constanta, Castelu, Cobadin, Murfatlar, Dacilor Valley and Great Fintina. Artistic moments will be supported by the dance band “Karasu”, and a moment of unprecedented program will be offered to students of University of Simferopol – Crimea, Faculty of Tatar language and literature. Students will recite poems of famous poets, but also in their creations. The competition takes place since 2001, with the participation of students in primary and secondary cycles, following the Turkish language courses, but also children from Kindergarten Bilingual Romanian-Turkish Medgidia of 1. As a novelty this year, the contest will be held at interjudeţean and will have two sections in addition: creation and interpretation. By organizing such events, Branch UDTTMR Medgidia and proposed the promotion of maternal Tartar, Turkish language and identity of ethnic Tatars dobrogeni, but also the culture of the country of their origin http://blackseatatar.wordpress.com/2009/05/29/dobruja-recitation-competition-in-the-turkish-and-tatar/
|
|
|
|
« Soñki deñişiklik: 2011 avgust 19, 23:20:05 Yollağan: Alessandro »
|
Logged
|
|
|
|
|
suurtash
|
 |
« Cevap #1 : 2011 avgust 19, 08:56:30 » |
|
Ekstra Küçük Bir Dil Olarak Romanya ‘Tatar Türkçesi’ Süer EKER* Özet Kırım Tatarcasının bir varyantı olan Romanya Tatarcası, Johanson tarafından demografikistatistik ölçütlere göre yapılan sınıflandırmaya göre (2003) küçük dillerin ekstra küçük grubu (XS) içinde yer alır. Bu çalışmada, Kıpçaklar ve Kıpçakça üzerinde kısaca durulduktan sonra, Kırım Tatarcası ile Romanya Tatarcası arasındaki ilişkiler ana çizgileri ile ele alınacaktır. Ardından, alandan sağlanan veriler çerçevesinde, Romanya Tatarcasının XS grubu için belirlenen profile uygunluğu araştırılacak, son olarak Türkiye Türkçesi ile ilişkileri değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Kıpçak dilleri, Tatar Türkçesi, Tatarca, Kırım Tatarcası, Romanya Tatarcası, Dobruca Tatarcası, küçük diller . Abstract Romanian Tatar, a variant of Crimean Tatar, according to the classification of Johanson based upon demographical-statistical criteria (2003), belongs to the extra small group of languages within small languages (XS). In this study, after discussing briefly the Kipchaks and Kipchak language, we will examine the interrelationship between Crimean and Romanian Tatar, and then, analyze the fitness of Romanian Tatar to the profile defined for the XS group using field data, and finally evaluate its relationship with Turkish. Key words: Kipchak languages, Tatar Turkic, Tatar, Crimean Tatar, Romanian Tatar, Dobruja Tatar, small languages Giriş Bu çalışmada kullanılan Tatarca, Kırım Tatarcası, Romanya Tatarcası vb.kısaltılmış adlandırmalar, modern Türk yazı dilleri ve diyalektleri içinde, Kıpçak grubunun kofl- alt grubunda (Tekin 1991: 5-18) yer alan Kırım Tatar Türkçesinin, Romanya’daki varyantlarını ifade eder. Kıpçaklar Kıpçaklar, Türk dünyasının en kalabalık nüfusa sahip üç büyük ‘etnik kompozisyon’undan biridir. Kıpçak etnitesinin oluşma süreci oldukça karmaşıkır. Batı kaynaklarında Kuman veya Koman (ing. Cuman, Coman, krfl. Codex Cumanicus) olarak bilinen bu etnik kompozisyona, Arap ve Fars kaynaklar›nda Kıpçak adı verilmiştir (Rásonyi 1971: 136, Cafero¤lu 1984 II: 156). Kıpçak adı, bugün Batı dünyasında da benimsenmiştir. Kıpçaklarla ilgili, Kâşgarlı’dan önceki döneme ait yeterli bilgi yoktur; ancak, Kıpçakların Köktürk imparatorluğu’nun birleşimine dahil olduğu tahmin edilmektedir (Klyafltorn›y 1988: 73-80). Kıpçakça ve Oğuzca arasındaki yakın ilişki ilk kez Kâşgarlı tarafından vurgulanmıştır. Divanü Lügâti’t-Türk’te Kıpçakça ve Kıpçaklardan sıkça söz edilmesi, bu Türk topluluğunun daha XI. yüzyılda sosyal, etnik ve dilbilimsel bakımdan önemli bir ‘kavmi birlik’ olduğunu gösterir. Kâşgarlı Mahmut, Kıpçakları yirmi Türk boyundan biri sayar. 1196 yılında, Cengiz’in Moğol hanı seçildiği dönemde, Kıpçaklar, batıdaki en büyük Türk güçlerinden biridir (Róna-Tas 1991: 40). XII. yüzyıldan itibaren Kuman ve Kıpçak adları aynı halkı gösterir (bk. Kurat 1972: 264). Dinyeper’den Volga’nın doğusuna kadar uzanan geniş bir bölgenin Deflt-i Kıpçak (Batı kaynaklarında Cumania) adıyla anılması (Caferoğlu 1984 II: 150), Kıpçakların bölgedeki etkinliğini gösterir. Kıpçak-Kumanlar en az on yüzyıldan beri Doğu Avrupa ve Balkan coğrafyalarının da bir parçası olmuşlar (bk. Rásonyi 1971:149-152), ancak Bizanslılar, Osmanlılar gibi, uzun ömürlü siyasi birlik kuramamışlardır. Bunda, çok geniş bir coğrafyaya dağılmalarının etkisi vardır (Karamanlıoğlu 1994: XVII-XVIII). Kıpçak toplulukları bugün, Altay dağlarından Doğu Avrupa’ya, Baltık denizine değin uzanan çok geniş bir coğrafyada yaşamaktadırlar (Modern Kıpçak dilleri ile ilgili toplu bilgi için bk. Johanson 1998, Öner 1998). Tarihî Kıpçakça Tarihî Kıpçak konfederasyonuna dahil kabile ve boylar için Kıpçakça kuflkusuz, ortak bir sözlü dil idi; ancak, Kâşgarlı Mahmut’un Oğuz-Türkmen devletinin merkezinde, Bağdat’ta oturup eserini Kâğgar Türkçesi ile yazmasının sebebi, Türk topluluklarının tek bir yazı diline sahip olmasıdır (İnan 1953: 61). Kıpçakçanın bağımsız yazı dili hâline gelmesi için uzunca bir süre geçecektir. Türk yazı dili tarihinde, Oğuz ve Çağatay lehçelerine ait önemli ölçüde yazılı malzeme bulunmasına karşılık, Kıpçakça bu bakımdan şanssızdır. Geniş bir coğrafyaya dağılan ve aynı merkezî otoriteye bağlı olmayan Kıpçak toplulukları, ortak bir yazı dili etrafında da birleşememişlerdir. Kıpçak lehçesi gerek Altın Orda’da gerekse Mısır’da istikrarlı bir yazı dili hâline gelememiş, Altın Orda sahasında Harezm Türkçesinin, ardından Çağatay yazı dilinin etkisi altında bocalamıştır (İnan 1988: 66, ayrıntılı bilgi için bk. Ercilasun 2004: 373-403). Tarihî Kıpçakça Codex Cumanicus’un dili (1303), Memlûk Kıpçakçası (13-16. yy.), Altın Orda Kıpçakçası (13-15. yy.) ve Ermeni Kıpçakçası (16-17. yy.) ile temsil edilir. Sözlükler, kimi dini eserlerin yanı sıra Kıpçak hanlıklarına ait mektup ve yarlıklar da Kıpçakça dil malzemeleri arasında yer alır (bk. Özyetgin 1996). XIX. yüzyıla değin klasik Çağataycayı yazı dili olarak kullanan Kıpçak topluluklarının sözlü dilleri, Çarlık Rusyası’nın son dönemleri ve Sovyetler Birliği’nin ilanının ardından uygulanan dil politikaları ile bağımsız yazı dilleri hâline getirilmiştir. Modern Türk yazı dilleri içinde dil sayısı bakımından en kalabalık grup, Kıpçak dilleridir. Kıpçak Dillerinin Türk Dilleri Arasındaki Yeri Modern Türk dillerinin son sınıflandırmalarından birini yapan Johanson’un coğrafî ve genetik ölçütlere göre altı kola ayırdığı Türk dillerinin ikinci kolunu kuzeybatı (KB) veya Kıpçak Türkçesi oluşturur. Kırım Tatarcası, Kumukça, Karaçayca, Balkarca ve Karaimce bu dalın Batı Kıpçakçası (KBb) grubunda yer alır (1998: 81). Diğer sınıflandırmalarda da Kıpçakça varyantlar, coğrafi olarak, Türk dillerinin kuzeybatı kolu içinde değerlendirilir (Menges 1968, Róna-Tas 1991 vb.). Tekin’in 6 fonetik ölçüte dayalı 12’li sınıflandırmasına göre Modern Kıpçak dilleri, birer /z/ dilidir (1991: 5-18). Ana Türkçe söz başındaki /h/ ve Eski Türkçe çok heceli adların sonundaki /g/ Kıpçakçada düşer; Eski Türkçe söz içi ve sonundaki /d/, /y/ye; ag ses grubu ise aw ses grubuna gelişir. Bu fonetik özellikler tawl› kelimesi ile simgelenir. tawl› grubu kendi içinde /o/ ve /fl/ fonemlerinin gelişmelerine göre, kufl-, kos- ve kofl- alt gruplarından oluşur. Buna göre Kırım Tatarcası (ve Romanya Tatarcası); Kumukça, Karaçay-Balkarca, Karaim Trakay diyalekti, Özbekçenin Harezm Kıpçak diyalektleri ile birlikte, kofl- alt grubunun söz başında b’yi koruyan dilleridir. Bilim dünyasında genellikle Kırım Tatarcasının varyantı sayılan Romanya Tatarcası, bu sınıflandırmaların çoğunda bağımsız bir üye olarak gösterilmez. Kırım Tatarcası Tatarca: Kırım Tatarcası coğrafi olarak Kuzeybatı Türk dillerinin batı ucunda, etno-linguistik bakımdan Kuman-Kıpçak dilleri grubundadır; ancak, Tatar ve Tatarca, Kıpçak ve Kıpçakça gibi, zamana göre göstereni değişebilen karmaşık terimlerdir. Dil tarihi bakımından Kazan ve Kırım Tatarcalarının kaynakları aynıdır. Bu kaynak, Karahanlı Türkçesinin Kıpçakçalaşmasıyla XIII.-XIV. yüzyıllarda ortaya çıkan dildir. Ancak Kazan ve Kırım Tatarcaları farklı istikametlerde gelişmişlerdir (Samoyloviç 1988: 373). Tatar adı verilen Türk topluluklarının XIII. yüzyılın ortalarına doğru Kırım yarımadasına yerleşmeye bafllamasıyla Kırım Tatarcasının temelleri atılmıştır (bk. Kurat 1972: 203-207). Kırım Tatarcası başka bir Kıpçakça varyant olan Nogaycadan ve Osmanlı Türkçesinden de önemli ölçüde etkilenmiştir. Osmanlı Döneminde Kırım Tatarcası: Kırım Tatarcasının varyantlaşmasında siyasi-coğrafi konum da önemli bir etkendir. Kırım’ın Osmanlılar tarafından fethinden (1475) sonra, Batı Oğuz Türkçesi ile birlikte aynı siyasi ve kültürel sınırlar içinde gelişen Kırım Tatarcası, kısmen Oğuzcalaşırken, bölgeye gelen Osmanlı Türklerinin dili de bir ölçüde Kıpçakçalaşır. Bu nedenle, Benzing, Doerfer ve Johanson sınıflandırmalarında Kırım Tatarcası ile Kırım Osmanlıcasını birbirinden ayırırlar (bk. 1959: 2; 1959: 272-280, 369-390; 1998: 84). Oğuzca ile Kıpçakça arasında bir sınır çizgisi (isoglos) teşkil eden tarihî Kırım Tatarcasına ilişkin dil malzemesi azdır. Malzemenin az olmasında Kıpçakçanın kuvvetli bir yazı dili geleneği oluşturamamasının yanı sıra, Kırım Tatarlarının Osmanlıcayı devlet olarak benimsemeleri de rol oynamıştır. Tarihî süreçte, yarımadanın güneyi, Osmanlıca etkisine en açık bölgedir, kuzeyde Oğuzcanın etkisi zayıftır. Mevcut karışık dilli malzemenin çoğu diplomatik yazıflmalardır. Osmanlı egemenliğindeki bölgelere yollanan fermanlar, yarlıklardan oluşan dokümanlarda Oğuzca ögeler; Rus prenslerine gönderilen dokümanlarda ise Kıpçakça ögeler hâkimdir (Lazerini 1986: 14-15). Çarlık Rusyası Döneminde Kırım Tatarcası: Osmanlı Türkçesi ile KırımTatarcası arasındaki doğrudan temas, Kırım Hanlığı’nın, Küçük Kaynarca Anlaşması ile Ruslar tarafından ortadan kaldırıldışı 1783 yılına değin (Çağatay 1977: 86) 304 yıl devam eder. Kırım Savaşı (1856), Doksan Üç Harbi (1877-1878) vb. siyasi, askerî gelişmeler sonucunda Kırım nüfusunun büyük bir kısmı deniz veya kara yolu ile Anadolu’ya göç etmek zorunda kalır. Kara yoluyla yapılan göçlerin güzergâhında Dobruca da vardır. Kırım’ın Çarlık Rusyası tarafından işgalinden sosyalist döneme uzanan tarihinde de kayda değer yazılı edebî malzeme azdır. Çarlık Rusyası, “Kırım’ı Tatarlardan arındırma” siyaseti uygulamışl, bu amaçla sosyo-kültürel hayatın gelişmesini engellemiştir.Kırım Tatarcası uzun bir dönem izole konuşma dili olarak kalmıştır Ekim Devrimi’nden Sonra Kırım Tatarcası: 1917-1944 yılları arasında, sosyalist dönemde, Kırım Tatarcası yazı dili hâline getirilmiştir. Ancak bu, Gaspıralı İsmail’in düşüncelerinin değil, Sovyet dil politikalarının hayata geçirilmesinden ibaret bir reformdur. Diğer Türk diyalektleri gibi Kırım Tatarcası da 27 yıl zarfında Sovyet dil politikalarının nesnesi olmuş, Kırım Tatarları kısa bir süre zarfında Arap, Latin ve Kiril alfabelerini kullanmak zorunda kalmışlardır. 1944 yılındaki tehcirin ardından Kırım’da Tatar kalmamışl, Kırım Tatarcasının resmî statüsü ortadan kalkmıştır. Başta Özbekistan olmak üzere, Türkistan’ın muhtelif bölgelerine sürülen Kırım Tatarlarının dili, 1917 öncesinden daha olumsuz şartlar altında, yok olmaya yüz tutmuştur. Ancak Kırım Tatarları; Stalin’in ölümünden sonra haklarını elde etme, anavatana geri dönme, Tatar dilini koruma çabalarında uzun uğraşılardan sonra, kısmen başarılı olmuşlardır. Günümüzde -Kırım Tatarları ve Kırım Tatarcası: Kırım Tatarcası en kalabalık konuşur kitlesi Türkiye’de olmak üzere, Kırım, Özbekistan, ABD, Romanya vd. ülkelerde konuşlulmaktadır. Kırım, politik bakımdan Ukrayna’ya bağlı, ancak Rus yönetiminin ağırlıkta olduğu özerk bir cumhuriyettir. Demokratik mücadelelerini Kırım Tatar Millî Meclisi aracılığıyla yürüten Kırım Tatarlarının ana yurtlarına dönme süreci devam etmekte, diasporadaki Tatarlar ile bağlantılar kurulmaktadır. Konuflur kitlesinin büyük oranda yitiren Kırım Tatarcasını, geliğtirme ve işlevselleşme, yeniden cazibe unsuru yapma çabaları sürmektedir. İkinci Dünya Savaşı ile tamamen kopan Romanya Tatarları ile Kırım Tatarları arasındaki kültürel bağlar da yeniden kurulma ağamasındadır. http://forum.turan.info/showthread.php?t=4935
|
|
|
|
« Soñki deñişiklik: 2011 avgust 21, 12:35:19 Yollağan: suurtash »
|
Logged
|
|
|
|
|
suurtash
|
 |
« Cevap #2 : 2011 avgust 19, 08:57:23 » |
|
Kırım Tatarcası ve Romanya Tatarcası Doerfer; XX. yüzyılın başlarına ait, eski dil malzemesine ve verilere dayalı çalışmasında, Kırım ve Dobruca’daki varyantları; coğrafyayı ve bol-, bar- sözlerinde b-’nin korunmasını; b- > ø-, b- > v- gelişmelerini ölçüt olarak kullanarak 6 gruba ayırır: I Kırım Osmanlıcası (güney) II Merkezî Kırım Tatarcası (kuzey, güney kolları ve doğu kolları) III Kırım Tatarcası (kuzeybatı) IV Kırım Nogaycası (kuzeydoğu) V Dobruca Tatarcası VI Dobruca Nogaycası Osmanlıca ile Tatarca arasında bağ teşkil eden Merkezî Kırım Tatarcasının kuzey kolunda bol-, bar- biçimlerine karşılık, güney kolunda ol- ve var- biçimleri baskındır (1959: 369). Doerfer’in tasnifindeki Kırım Tatarcası ve Kırım Nogaycası varyantları, Dobruca bölgesine de taşınmıştır. Róna-Tas’a göre de Kıpçak dillerinin Batı (Pontus-Hazar) alt grubunda yer alan Kırım Tatarcası ile Dobruca Tatarcası ayrı varyantlardır (1991:31). Kırım Tatarcasını fonetik ve coğrafi ölçütlere göre sınıflandıran Berta, benzer şekilde kuzey, güney ve merkez olmak üzere üç varyanttan söz eder. Yazı dili Merkez diyalektine dayalıdır (Orta Yolak). Güneyde y-, merkezde y- ~ c-, kuzeyde ise c- baskındır. Dudak uyumu kuzeyde en zayıf, güneyde en güçlüdür (1998: 316). Kuzey düzlüklerinde, Gözleve, Kerç, Çongar, Kefe, Or bölgelerinde konuşulan Nogayca, Kıpçakça karakteristikleri en çok yansıtan varyanttır. Bahçesaray başta olmak üzere Akmesçit, Alma, Kaçı vd. merkezî bölgelerin dili Orta Yolak, Oğuzca ve Kıpçakça ögelerin bir arada bulunduğu varyanttır. Güneyde, kıyı bölgelerinde Sivastopol, Alupka, Gurzuf, Yalta, Sudak, Aluşta vd. yerleşim merkezlerinde konuşulan Yalıboyu (Kıyıboyu) Tatarcası ise Osmanlı Türkçesine en yakın varyanttır (bk. Ülküsal 1970: 248-249). 1944 öncesi verilere dayalı bu sınıflandırmalar, 1944’te Kırım’ın Tatarsızlaştırılması nedeniyle, bugünün gerçeğini yansıtmaz. Ancak Osmanlı Türkçesinin izlerinin yoğun olduğu varyantlar ile Kıpçakça ögelerin yoğun olduğu varyantlar arasındaki farklar Kırım’dan göç ile Türkiye, Romanya ve diğer ülkelere de taşınmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından hızlanan Kırım’a geri dönüşlerde nasıl bir yerleşim politikası uygulandığı ve bunun hangi dilbilimsel sonuçlara ulaştığı ise ayrı bir araştırma konusudur. Kırım ile İstanbul arasında Varna, Burgaz hattının önemli üslerinden olan Dobruca, en eski dönemlerden beri Türk dilli toplulukların ilgi ve yerleşlim alanıdır (bk. Menges 1968: 20,38). Hun, Avar, Bulgar dalgalarının ardından IX. yüzyıldan itibaren Peçenekler, Uzlar, Kumanlar, Tatarlar vd. Türk topluluklarının uğrak yeri olan Dobruca, XIV. yüzyılın son çeyreğinde Osmanlı Türklerinin hâkimiyeti altına girmiş, bu hakimiyet Türk-Rus Savaşı (1877-78) ile sona ermiştir. Dobruca, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Bulgaristan ve Romanya arasında paylaştırılmıştır. Romanya Tatarlarının büyük bir bölümü Dobruca bölgesinde yaşadığından, Romanya Tatarcasına, Dobruca Tatarcası adı da verilir. Araştırmacıların büyük bir bölümü Romanya Tatarcasını, Kırım Tatarcasının diasporadaki bir diyalekti olarak kabul eder (Romanya Tatarcasının diyalektleri için bk. Drimba 1970: 23-54). Kırım’daki varyantlar Romanya’ya da taşınmıştır. Romanya Tatarcasının üç ana varyantı Kırım Tatarcası veya Tatarca, Nogayca ve Tatçadır. Tatarca genellikle Köstence şehrinin güneyinde ve merkezinde, Nogayca Köstence’nin, yakın ve uzak kuzeyinde Tulça’da; Tatça ise Hacioğlu, Pazarcık şehirleri civarında konuşulur (Ülküsal 1970:  . Kuşkusuz bu dağılım, şehirleşmeye bağlı olarak değişmiştir. Romanya Tatarcasının Nogayca, Tatarca ve Tatça varyantları arasındaki ayrımı belirleyen en önemli etken, Kıpçakça ve Oğuzcaya yakınlık ya da uzaklık derecesidir. Nogayca, Kıpçakça ögeleri korumakta en muhafazakâr; Tatça, Oğuzcaya en yakın; Tatarca (Keriç-Çongar) ise Oğuzcadan önemli ölçüde etkilenen varyanttır. Nogaycaya özgü ç > ş, ş > s gelişmeleri Kıpçak dillerinin kos- alt grubuna ait tipik ses özellikleridir. Söz başında y’yi koruyan Tatça, söz başında y > c değişimi görülen Tatarcadan ayrılır. Tatça, coğrafî bakımdan Kırım kaynaklı olmakla birlikte, Anadolu ve Rumeli Türkçesiyle güçlü bağlara sahiptir. Türk Diyalektlerinin Temas Bölgeleri ve Romanya Tatarcası Türk dillerinin başka dillerle olduğu gibi, birbirleriyle de temas bölgeleri (contact area) vardır. Aral denizi çevresi, Mısır, Kafkaslar ve Kırım, Kıpçakça ile Oğuzca arasındaki başlıca temas bölgeleridir. Dobruca da temas bölgelerine dahil edilebilir. Bölgenin uzun süre Osmanlı yönetiminde kalması nedeniyle, Osmanlı Türkçesi Bulgaristan ve Dobruca üzerinden Balkanların kuzeydoşusuna doğru uzanır. Kıpçak grubu da, Romanya Tatarcası aracılığıyla sınırlarını Balkanlara kadar genişletir. Romanya’da konuşulan/yazılan Rumeli Türkçesinin bir varyantı olan Türkçe ile Romanya Tatarcası, Dobruca bölgesinde bir aradadır. Başkent Bükreş’te ve diğer bölgelerde de Türkçe Tatarca veya Rumeli Türkçesi konuşan koloniler vardır. Birbirine yakın sayıdaki Rumeli ve Tatar Türkçelerinin toplam konuşur sayısı, farklı aynaklara göre 50 bin ile 80 bin arasında değişir. Bölgedeki bazı Türk olmayan Müslüman etnik unsurların da kimliklerini Türk, dillerini Türkçe olarak bildirdikleri bilinmektedir. Romanya Tatar Türkleri kendilerini Tatar, Tat, Nogay, Türk, Tatar Türkü,Türk-Tatar; diyalektlerini ise Tatarca, Nogayca, Tatça vb. olarak nitelendirmekte; Kırım Tatarı, Nogay, Türk-Tat; Keriç, Çongar, Tat gibi etnik adlandırmaları Tatar kültürünün bir zenginliği olarak kabul etmektedirler. Rumeli Türkçesi dışındaki bütün ‘Türkçeler’ Kırım Tatarca çatısı altında toplanmaktadır. Dobruca’da konuşulan Tatarcayı, Kırım Tatarcasının bir diyalekti olarak kabul eden Romanya Tatarları, kendi kökenleri ile Kırım ve Kırım Tatarları arasındaki güçlü bağların farkındadır. Dobruca Tatarlarının etno-linguistik sınıflandırma ölçütleri de Romanya ile değil, Kırım ile ilgilidir. Bir Azınlık Dili, Demografik-İstatistikî Bakımdan Küçük Bir Dil Olarak Romanya Tatarcası Azınlık Dili Olarak Romanya Tatarcası: Türkiye Türkçesinin Rumeli varyantı, Gagavuzca ve Kıpçakça varyantlardan oluşan Balkan Türkçesi, altı dilin (Romanların dili ile birlikte yedi dil), meydana getirdiği Balkan dilbilim bölgesinin (İng. linguistic area, Alm. Sprachbund) Hint-Avrupa dili olmayan yegâne üyesidir. Dilbilim bölgesi, ortak genetik kökenden veya mirastan çok, temas sonucu ortaya çıkan yapısal benzerlikleri paylaşan en az üç dilden oluşan coğrafi bölgedir. Romence bu dilbilim bölgesinin konuşur sayısı bakımından en büyük dilidir (bk.Thomason 2004). Bu coğrafyanın bir parçası olan Romanya Tatarcası, dilbilim literatürüne göre bir azınlık dilidir. Azınlık dili ise, aynı ulusal ve siyasal çevrede yaşayan çoğunluktaki halktan farklı bir dil kullanan dil topluluğunun (dilbilimsel azınlık) dilidir. Bu tür dil toplulukları genellikle muhacirlerden ya da kolonizerlerden oluşur (Hartmann&Stork 1972). Romanya hükûmeti ülkedeki diğer 17 millî azınlık gibi Tatar Türklerine ilk ve orta öğretimde ana dillerini öğretimde kullanma ve geliştirme imkânı vermektedir. Küçük Dil Olarak Romanya Tatarcası: Romanya Tatarcası istatistikîdemografik bakımdan bir ‘küçük dil’dir. Küçük diller genellikle belirli dar bölgelerde az sayıda konuşuru bulunan, bazen yazılan ve konuşur sayısı gittikçe azalan tehlikedeki dillerdir. Johanson Türk dillerini konuşur sayısı bakımından altı gruba ayırır. Altı grubun üçü büyük, üçü küçük dillerdir. Kırım’da konuşulan Kırım Tatarcası; Kumukça, Karaçay-Balkarca ve Karakalpakça ile birlikte ‘küçük diller’in 500 binin altındaki konuşur sayısı ile ‘küçük’ (S) alt grubunda yer alırken, Romanya Tatarcası 100 binin altındaki konuşur sayısı ile ‘ekstra küçük’ (XS) grubundadır(2003). http://forum.turan.info/showthread.php?t=4935
|
|
|
|
« Soñki deñişiklik: 2011 avgust 21, 12:35:42 Yollağan: suurtash »
|
Logged
|
|
|
|
|
suurtash
|
 |
« Cevap #3 : 2011 avgust 19, 08:58:21 » |
|
Bir ‘Ekstra Küçük Dil’ olarak Romanya Tatarcasının Profili
Periferik olarak konuşlanmıştır: Kırım Tatarcası, Türkçenin asıl gövdesinin (core) dışında, Türk dili haritasının kıyısındadır. Romanya Tatarcası ise, hem Kıpçak hem de Oğuz dillerinin kıyısındadır. Kırım Tatarcası; Salarca, Halaçça, Yakutça gibi marjinal bir coğrafyada yer almadığından, başka Türk dillerinde pek görülmeyen tarihî dönemlerin eski ve önemli izlerini taşıma ihtimali zayıftır. Ancak kıyı bölgeleri, dil ilişkilerinde yeni yapıların ortaya ç›kması için elverişli ortamlar yaratır
Akraba dillerden görece izoledir: Romanya Tatarcası; Bulgar, Romen, Moldova ve Ukran dilleri tarafından kuşatılan bir coğrafyada, Dobruca bölgesine sıkışmış, asıl Kıpçak coğrafyasından görece izole bir dildir. Güneye doğru, Romanya Rumeli Türkçesi ile birlikte Bulgaristan üzerinden Rumeli ve Anadolu Türkçesiyle dolaylı olarak bağlantılıdır. Romanya Tatarcası ile Kırım Tatarcası arasında 1940’lı yıllardan Sovyetler Birliği’nin dağılmasına değin doğrudan bir temas olmamıştır.
Güçlü yabancı etkiye açıktır: Dobruca’da XIX. yüzyılın son çeyreğine değin kalabalık bir Türk nüfusun bulunması, Osmanlı kültürünün canlı biçimde yaşaması, köyden şehirlere yoğun göçlerin henüz başlamaması vb. nedenlerle, Romencenin, Tatarca konuşurlar üzerindeki etkisi kuşkusuz daha sınırlı olmuştur. Ancak sosyalist dönemde özel mülkiyetin sınırlandırılması, toprak reformu vb. siyasi-ekonomik nedenlerle Bükreş, Köstence, Tulça gibi büyük şehirlere iş ve öğrenim imkânı bulmak üzere göçler yaşanmıştır. Büyük şehirlerde dağınık olarak bulunan ve nüfusları zaten az olan Tatarlar arasındaki bağlar kısmen zayıflamış, Tatarca, Romencenin etkilerine daha açık hâle gelmiştir. Romenlerle ve diğer etnik gruplarla yapılan evlilikler de Tatarcanın gelişimi için bir engel olmuştur. Bugün kimi Tatar ailelerinde Romence ev dili olarak da kullanılmaktadır. Romanya Tatarlarının bir bölümü için Tatarca ikinci dildir. Hatta sayısı az da olsa, sadece Romence konuşanlar vardır.
Türkçe öğretim yapan okullar bulunmakla birlikte, Romanya Tatarcasının işlevi genelde ‘ev dili’ olmakla sınırlıdır. Tatarca (ve Rumeli Türkçesi) yasal olarak tanınmış olmalarına karşılık, 20 milyonu aşan Romence konuşurları arasında Tatarlar bürokratik kademelerle iletişimlerini ve ilişkilerini Romence aracılığıyla kurmak zorundadır. Çoğunluğun dilinin azınlğın diline baskısı, öncelikle söz varlığı düzeyindedir. Tatarca konuşurları sözlü ve yazılı dilde özellikle bilim, sanat, spor vb. özel terminoloji gerektiren alanlarda Romenceden sözcük ya da anlam ödünçlemesi düzeylerinde yararlanmaktadırlar. Yapısal ve söz dizimsel etkilenme ikinci plandadır. Romencenin, Romanya Tatarcası üzerindeki etkisi, mevcut yayınlar göz önünde tutulmak kaydıyla, sınırlıdır. Bununla birlikte, öğrenimini Romen okullarında yapmış, ancak Tatarcaya ve Tatar kültürüne yakın olan hatta bu dili yaşatmak için eser veren kimi araştırmacı ve sanatçıların Türkiye Türkçesi ve/veya Tatarca yayımlanan eserlerinde yoğun bir çeviri üslubu sezilir. Benzer şekilde eğitimini Romen okullarında ve Romence olarak yapanların ve gençlerin dilinde Romence söz diziminin etkileri görülür. Daha az işlenmiştir, ölçünleşmemiştir: Konuşur sayısı çok ve kamu alanında işlevsel olan diller, bir ölçünlü (standart) dilin, yazı dilinin çatısı altındadır. Ancak, konuşur sayısı az ‘küçük diller’ daha az işlenir, ölçünleşme imkânları azdır. Tatarca yayınların dili, genellikle yazarının dil tercihine bağlıdır. Bu tercihler Türkiye Türkçesinin kullanımı, Tatarca ve Nogaycanın kullanımı, kimi zaman her iki dilin hatta Romencenin birlikte kullanımı şeklinde ortaya çıkar. Yarı resmî nitelik taşıyan süreli yayınlarda ise dili ölçünleştirme çabaları görülür.
Yazılı değildir ya da zayıf bir yazılı geleneğe sahiptir: Romanya Tatarcası XIX. yüzyıldan beri yazılı geleneğe sahiptir. Ancak sosyalist dönemde Tatarca yayım faaliyetleri cılızdır. Romanya Devrimi sonrasında, 1990’lı yılların demokratik ortamında bu faaliyetler gözle görülür şekilde artmıştır. Bugün müstakil eserler, süreli yayınlar görülmekle birlikte, gerçek anlamda bir yazı dilinden söz edebilmek için ölçünlü bir dilin resmî süreçlere dahil olması ve toplumsal yaşamda işlevsel olması gerekir. Mevcut şartlarda Romanya Tatarcası varlığını, Tatar aydınlarının Türk-Tatar varlığını koruma çabalarına borçludur. Ancak Kırım’da konuşulan Kırım Tatarcasına ilişkin zengin bir sözlü malzeme ‘İkinci Kırım’ olarak nitelendirilen Dobruca’da muhafaza edilmiştir (bk. Horata 1999). Bu sözlü malzeme zaman zaman araştırmacılar tarafından derlenmekte ve bilim dünyasına sunulmaktadır (örneğin bk. Enver Mahmut, Nedret Mahmut 1997). Daha fazla genel semantik kaynaklara ihtiyaç duymaz: Konuşur sayısı fazla, bölgeler arası iletişimde kullanılan ölçünlü diller, anlatım imkânlarını genişletmek, gelişmelerin ortaya çıkardığı semantik ihtiyaçlara cevap vermek zorundadır. Yerel dillerin işlevi ise, genellikle toplumun günlük ihtiyaçlarını karşılamak, yerel kültürü aktarmak ve baskın etniteye karşı etnik kimliği vurgulamaktır. Tatarca 1990’lı yıllara değin Romanya Tatarlarının iletişim ihtiyaçlarını karşılamada kısmen yeterli olmuştur. Ancak bugün yeni semantik kaynaklara ihtiyaç duyulmaktadır. Genellikle kültürel kimliğin bir göstergesi olarak algılanan Romanya Tatarcasıyla yeni kavramlara yeni karşılıklar üretilmesi sıkça rastlanan bir durum değildir. Semantik ihtiyaçlar genellikle Türkiye Türkçesinden karşılanmaktadır.
Romanya Tatarcası: Kırım Tatarcası ile Türkiye Türkçesi Arasında
Bir dilin başka bir dili ya da bir diyalektin başka bir diyalekti sömürmesi dil tarihinde sıkça rastlanan toplum-dilbilimsel gelişmelerdendir. Oğuz ve Kıpçak dilleri arasındaki ilişkilerde genellikle Oğuz dilleri baskın bir görünüm arz eder. Örneğin, Mısır ve Suriye’de konuşulan Memlûk Kıpçakçası XIV. yüzyılın ilk yarısından itibaren Oğuz-Kıpçak karması bir dil hâline gelmiş (Eckmann 1989: 35-41); Osmanlıların bölgeyi fethinden sonra hızla Oğuzcalaşmıştır. Benzer bir ilişki Osmanlı Türkçesi ile Kıpçak dillerinin sınır çizgisi Kırım Tatarcası arasında görülür. Kırım Tatarcası kısmen Oğuzcalaşmış; Kırım Tatarlarının büyük bir bölümü, Türkiye’ye göç sonucunda, Türkiye Türkçesi konuşuru hâline gelmiştir. Romanya Türkleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgeden çekilmesinden sonra da Türkiye ile bağlarını kesmemiş; Anadolu’daki gelişmeleri yakından takip etmişlerdir (bk. Ali Mehmet 2001: 133-146). 1990’lı yıllardan itibaren bölgede kaydedilen siyasi ve sosyal gelişmeler, demokratik açılımlar ülkeler arasındaki demir perdeleri kaldırmış, birbirleriyle ilgili bilgileri duyumlardan ve tarih kitaplarındaki söylemlerden ibaret olan halklar, karşılıklı ziyaretler, ekonomik, ticari ilişkiler yoluyla doğrudan temas imkânı bulmuşlardır. Elektronik iletişim imkânlarının gelişmesi de diller arasındaki klasik etkileşime, farklı boyutlar getirmiş, toplumların birbirlerini tanıma, ilişki kurma sorunlarını bir ölçüde ortadan kaldırmıştır. Türkiye Türkçesi bugün, çevresindeki Türkmen, Azeri vb. Oğuz kuşağının ve Osmanlı bakiyesi coğrafyalardaki Türkiye Türkçesi konuşurlarının çekim merkezidir. Türkiye’nin hinterland›nda son dönemlerde Türkiye Türkçesi ile yerli varyantların bir arada kullanıldığı yazılı ya da sözlü karışık yeni varyantlar ortaya çıkmaktadır. Benzer bir gelişme, Romanya’daki Türkçe konuşan topluluklar arasında da görülür. Romanya Tatarları, öğretimde ve yayın dilinde Tatarca varyant ile Türkiye Türkçesi arasında bir seçim ya da yeni bir sentez yapmak durumunda kalmışlardır. Romanya Tatarlarının önünde eğitim ve öğretim dili olarak üç seçenek vardır: Kazan Tatarcası, Kırım Tatarcası ve Türkiye Türkçesi. Nispeten yakın geçmişte, Kazan Tatarcası ile hazırlanan ders kitapları diyalekt farkları nedeniyle anlaşılamadığından, Kazan Tatarcası ile eğitim ve öğretim düşüncesinden vazgeçilmiştir. Kırım Tatarları ise yarım hâlâ sürgün yaralarını kapatamadığından, Kırım Tatarcası istikrarlı ve birleştirici yazı dili olma niteliğini henüz kazanma sürecindedir. Bu durumda Romanya Tatarları, Tatarcayı Tatarlar arası iletişim dili olarak korumuş, ancak Türkiye Türkçesi öğretimini işlevsel hâle getirerek, Türk dünyasının sayısal veriler bakımından en büyük gücü olan Türkiye ile kültürel bağları koparmamaya yönelik pragmatik bir yol seçmişlerdir. Romanya Tatarları etno-linguistik kimliklerini belirtmek üzere genellikle Tatar etnonimini tercih etmekte, Türk ise Türkiye Türklerini ya da Osmanlı bakiyesi Türkleri ifade etmektedir. Türkçenin, Tatarcaya oranla daha prestijli bir varyant olarak görülmesinin, Tatarcanın ikinci planda kalmasının zaman zaman Tatarca konuşurları arasında kırılganlığa neden olduşu görülmektedir (bk.Kerim 2003: 10). Romanya Tatarcası esas olarak bir sözlü iletişim aracıdır. Tatarca yayınlar görülmekle birlikte, ölçünlü yazı dili bulunmadığından, mevcut yayınlar genellikle yazarının diyalekt özelliklerini yansıtır. Türkiye Türkçesi ile de yayın yapılmaktadır; ancak bu tür yayınların dil ve üslubundaki başarı, yazarının birikimine ve kişisel başarısına bağlı olmaktadır.
|
|
|
|
« Soñki deñişiklik: 2011 avgust 21, 12:36:00 Yollağan: suurtash »
|
Logged
|
|
|
|
|
suurtash
|
 |
« Cevap #4 : 2011 avgust 19, 08:59:03 » |
|
Bir Karma Dil Olarak Romanya Tatarcası Romanya Tatarlar›nın bugün en popüler ve yarı resmî süreli yayını Karadeniz-Marea Neagrã gazetesidir. Bu gazete, Türkçe ve Romence olmak üzere iki dillidir. Türkçe bölümlerdeki yazılar Türkiye Türkçesi veya Tatarcadır. Tatarca bölümler, Türkiye-Türkçesi ile Kırım Tatarcasının karışımından oluşan, Romence kaynaklı ögelerin de yer aldığı bir ‘karma dil’ görünümündedir.(örnekler için bk.Karadeniz Marea Neagã gazetesi, Nisan 2003, Sayı: 122): Alfabe: Kırım Tatarcası ve Romanya Tatarcasının yazımı için önerilen Latin tabanlı alfabe Türkiye Türkçesinin yazımında kullanılan alfabeye çok yakındır. Sırasıyla kısa i, nazal n ve çift dudak v’sini gösteren ˘ı, ñ, w dışında, tüm harfler Türk alfabesindeki harflerle aynıdır. Tatarcanın ses sistemindeki bazı seslere Latin tabanlı alfabede yer verilmemiştir. Ancak bağımsız yazarların eserlerinde, az da olsa, Romen alfabesindeki harflerden yararlandıkları veya yukarıdaki harfleri kullanmadıkları görülebilmektedir. Sonuç Kırım Tatarcası ile birlikte ‘Türk dillerinin Esperantosu’ olarak kabul edilen Romanya Tatarcası işlev yetersizliği, çatı görevi görecek ölçünlü dilin Kırım Tatarcası mı, Türkiye Türkçesi mi olabilece¤inin ikileminde gelişimini sürdürmekte, Nogayca, Tatça ve Tatarca varyantları hâlâ varlıklarını hissettirmektedir. Bu süreçte Romanya Tatarcasının yeni bir yapılanma ile varlığını koruması veya işlevsizleşip konuşur sayısı azalarak yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalması gibi iki seçenek görünmektedir. Romanya Tatarcasının ölçünleştirilmesinin, Kırım Tatarcasının yazı dili olarak bir model oluşturmasına bağlı olup olmayacağını, gelişmeler gösterecektir. Böyle bir beklenti Romanya Tatar aydınları arasında vardır. Mevcut durumda Romanya Tatar Türklerinin, kendilerini Türk dünyasından ve Türkiye’den ayırmamaya, öte yandan din etkenini göz önünde bulundurmaya, ama aynı zamanda Tatar etnoniminin altını çizmeye çalışan, Tatar, Türk, Türk-Tatar sarmalındaki hassas dengeleri korumaya yönelik çabaları sürmektedir. Romanya Tatarcası, Romen Devleti’nin sağladığı özgürlükler ortamında, gelişen iletişim imkânları ve sıklaşan ilişkiler, diyalekt temasına farklı boyutlar kazandırmakta, Türkiye ile kopmayan, aksine sıklaşan kültürel bağlar sonucunda, XIX. yüzyılın son çeyreğine Osmanlı toplumunun bir parçası olan Romanya Tatar Türklerinin yazı dili, Türkiye Türkçesinin etki alanındaki varlığını sürdürmektedir. Öte yandan, Dobruca Tatar aydınlarının, Kırım Tatar hareketinin bir parçası olmak üzere, değerlerine sahip çıktıkları, Kırım’dan Dobruca’ya intikal eden dili ve kültürü yaşatma arzusunda oldukları gözlenmektedir. Bu da, Dobruca’da yeni sentezlerin yolunu açmakta, kimi kayıplara rağmen, bölgede konuşulan varyantların kısa vadede yok olma tehlikesi gündeme gelmemektedir. Hayatta kalma ve doğal ayıklanma, insan dillerinin iki seçeneğidir. Kırım Tatarcası için diğer bir seçenek de Oğuzcalaşmaktır. Kaynakça Altay Kerim (2003), Darısı Sızge bolsın caşlar, Constanta: editura europolis. Ali Mehmet, Mustafa, (2001), “Atatürk ve İnkılaplarının Romanya Türk Basınındaki Yankıları”, 1. Uluslararası Türkoloji Kongresi Bildirileri, Ankara: AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi. Benzing, J. Menges, K. H. (1959), “Classification of the Turkic Languages”, Philologiae Turcicae Fundamenta I, Wiesbaden. Berta, Árpád (1998), “West Kipchak Languages’, The Turkic Languages, (Ed. L. Johanson and É. Á. Csató) Routledge London and New York 1998. Caferoğlu, Ahmet (1984), Türk Dili Tarihi I, II, İstanbul: Enderun Kitabevi Çağatay, Saadet, (1972) “Kırım Türkleri ve Dilleri”, Türk Lehçeleri Örnekleri 2, Ankara: AÜ Yay›nlar›. 1977. Doerfer, Gerhard, (1959) “Das krimtatarische”, Philologiae Turcicae Fundamenta I, Wiesbaden 1959. Drimba, Vladimir (1970) LA RÉPARTION DES PARLES TURCS DE DOBROUD-JA, Acta Orientalia Academiae Scientiarum Hungarica, Tomus XXIII (1), Budapest: Akadémiai Kiadó. Eckmann, J. (1989), “Memlûk Kıpçakçasının Oğuzcalaşmasına Dair”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1964, Ankara: Türk Dil Kurumu Yay›nlar›. Enver Mahmut, Nedret Mahmut (1997), Dobruca Türk Halk Edebiyat› Metinleri, Ankara: Kültür Bakanl›¤› Yay›nlar›. Ercilasun, Ahmet Bican (2004), Başlangıçtan Yirminci Yüzy›la, Türk Dili Tarihi, Ankara: Akça¤ Yay›nlar›. Hartmann, M. A., F. C. Stork (1972), Dictionary of Language and Linguistics, New York-Toronto: John Wiley & Sons. Horata, Osman (1999), “Romanya Türk Edebiyat›”, Başlangıcından Bugüne Kadar Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatlar› Antolojisi, Ankara: Kültür Bakanl›¤› Yay›nlar›. ‹nan, Abdülkadir (1953), “XIII.-XV. Yüzy›llarda M›s›rda O¤uz-Türkmen ve K›pçak Lehçeleri ve ‘Halis Türkçe’, Türk Dili Araflt›rmalar› Y›ll›¤› Belleten, Ankara: Türk Dil Kurumu Yay›nlar›. Johanson, Lars (1998), “The History of Turkic”, The Turkic Languages (Edited by Lars Johanson and Éva Á. Csató), London and New York: Routledge. ––––––– (2003), “Smaller Turkic languages” In: Sherzer, Joel & Stolz, Thomas (eds.) Minor languages: Approaches, definitions, controversies. Papers from the conference on ‘Minor Languages: Coming to grips with a suitable definition’, Bremen, June. (Diversitas Linguarum 3.) Bochum: Universitätsverlag Dr. N. Brockmeyer. Karamanl›o¤lu, Ali Fehmi (1994), K›pçak Türkçesi Grameri, Ankara: Türk Dil Kurumu Yay›nlar›. Klyafltorn›y, Sergey G. (1988), “Die Kiptschaken auf den runischen Denkmälern”, Central Asiatic Journal, XXXII. Kurat, Akdes Nimet (1972), IV-XIII. Yüzy›llarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Ankara: AÜ DTCF Yay›nlar›. Lazerini, Edward (1986), “K›r›m Tatarcas›: Tecrid Edilmifl Bir Dilin Kaderi”, Emel, Ocak-fiubat. Menges, Karl H. (1968), The Turkic Languages and Peoples, Wiesbaden. Öner, Mustafa (1998), Bugünkü K›pçak Türkçesi: Ankara Türk Dil Kurumu Yay›nlar›. Özyetgin, A. Melek (1996), Alt›n Ordu, K›r›m ve Kazan Sahas›na Ait Yarl›k ve Bitiklerin Dil ve Üslûp ‹ncelemesi (‹nceleme-Metin-Tercüme-Notlar-Dizin-T›pk›bas›m), Ankara: Türk Dil Kurumu Yay›nlar›: 658. Rásonyi, László (1971), Tarihte Türklük, Ankara: Türk Kültürünü Araflt›rma Enstitüsü Yay›nlar›. Róna-Tas, Andreas (1991), An Introduction to Turkology, Szeged. Samoyloviç, A. (1988), “K›r›m-Türk Yaz› Dilinin Tarihçesi”, (çev. Rasime Uygun), Ankara: Türk Dili Araflt›rmalar› Y›ll›¤› Belleten 1960, Türk Dil Kurumu Yay›nlar›. Tekin, Talat (1991), “A New Classification of the Turkic Languages”, Türk Dilleri Araflt›rmalar›, Ankara. Thomason, Sarah. G. (2004), Language Contact-An Introduction, Edinburgh: Edinburgh University Press. Uniunea Democrat› a T›tarilor Turco-Musulmani din Romaniâ (2003), Karadeniz (Marea Neagã), 122, Aprilie. Ülküsal, Müstecip (1970), Dobruca’daki K›r›m Türklerinde Atasözleri ve Deyimler, Ankara: Türk Dil Kurumu Yay›nlar›. http://forum.turan.info/showthread.php?t=4935
|
|
|
|
« Soñki deñişiklik: 2011 avgust 21, 12:36:18 Yollağan: suurtash »
|
Logged
|
|
|
|
|
suurtash
|
 |
« Cevap #5 : 2011 avgust 19, 09:56:42 » |
|
Crimean Tatar is a Kipchak language from the Western Turkic language group which, however, has been strongly influenced by Oguz through Ottoman Turkish. The Tatars in Bulgaria speak various local dialects developed in a foreign linguistic environment. This process is very complicated and has continued to the present day, On the one hand, the idiolects of speakers of the main dialects are modifying and tending to become standardized, with a particular dialect prevailing in a particular population centre but strongly influenced by other dialects (Boev, 1971, p. 81). Along with the standardization of the Kipchak dialects of refugees, there was a process of Oghuzation too. This process can be traced back to the pre-emmgration Oghuz tradition in the literary Crimean Tatar language (Boev, 1971, p. 94). After the Tatars settled in the Bulgarian lands, the influence of Ottoman Turkish on the vernacular intensified. The Tatar language was at a sadvantage the official language was Ottoman Turkish, and did not develop a literary variant (Boev, 1964, pp. 81-2). After the Liberation, the process intensified to the point of linguistic assimilation, mainly because Tatars and Turks communicated in Turkish and, later, because most children were sent to Turkish rather than Tatar schools (Boev, 1964, p.2 Boev, 1971, p. 109). In 1910, 546 Tatars from Southern Dobruja cited Turkish as their native language. The choice of Turkish in the past few years has also been largely determined by the fact that the Tatars do not have access to Crimean Tatar literature and read the available Turkish books. The boom of Turkish satellite television has also affected the Tatar language. For a considerable section of the Tatar community. Tatar remains a means of communication among elderly people only. Children understand but do not speak the language. The Tatars started learning Bulgarian even before the Liberation (Kanitz, 1932. p. 141). When Southern Dobruja was under Romanian rule, the Tatars went to Romanian schools and, according to Bulgarian sources, learnt Romanian very quickly. Bulgarian was spoken by the males in their social contacts and at work. Today, even the most elderly Tatar women understand Bulgarian. The Tatars in contemporary Bulgaria are trilingual, but there is a strong tendency towards the replacement of Tatar by Turkish. The Tatars regard the Tatar language as a distinctive feature of their collective identity and ethnic differentiation from the others: "We don’t speak either pure Turkish or [pure] Bulgarian - we are Tatars". The main marker of Tatarlik " Tatar ethnicity " is the Tatar language. This is also illustrated by a Tatar proverb. A Tatar who does not speak Tatar with Tatars is not worthy of his mother’s milk (7). The Tatars qualify the loss of the Tatar language as a loss of ethnicity: "Where the Tatars were a minority they have been assimilated. The Young no longer speak Tatar, yet in the past some Turkish women who married Tatars would eventually forget Turkish"; "The Tatars have now mixed [...] The language is also mixed"; "We have mixed. We speak almost Turkish [only]. Few Tatars have remained". Informants say that intermarriage leads to ethnic assimilation because that is thc easiest way to lose the Tatar language. Still, there are people of Tatar origins who neither speak nor understand Tatar, yet have the self-awareness of "true Tatars" - probably in combination with a prioritized Turkish self-awareness. There is an interesting form of maintaining the lexical stock of Tatar dialecs and of demonstrating Tatar ethnicity: when they meet, Tatars from different population centres will "test" each other on typical Tatar words. Bulgarians or Turks who speak Tatar also test the Tatars and declare themselves truer Tatars if the latter fail to give the right answer. This indicates that non-Tatars also regard language as an important ethnic marker of the Tatar community. http://forum.turan.info/showthread.php?t=4935
|
|
|
|
« Soñki deñişiklik: 2011 avgust 21, 12:36:38 Yollağan: suurtash »
|
Logged
|
|
|
|
|
suurtash
|
 |
« Cevap #6 : 2011 avgust 19, 09:58:52 » |
|
ÇONĞAR KÖYÜ
Cankoy bette Çonğar köyü, üylerin üstü külden,
Qaberi yoq açqan gülden, ya cırlağan bülbülden,
Tezek tütiy ocaklardan, duman cıyıla köyden,
Bir zamanlar batır cigit çıqa edi her üyden.
Bir qaç köküş, üç beş toqlu qaraltıda körüngen,
Suyeklerin saya ballar qart ogüz bar, sürüngen,
Çonğar köyü – taliyinden, halq - köyünden tüñülgen,
Qara künge şaytıp kongen, qasevetlerge bürüngen
Cavcüreklerni suvutqan, dostluq birlik qurulmay,
Bunca zülüm, qorluqlarğa, qatseñ, qarşı turulmay,
Çalpan-çarıq tırışsa da, saqat maliy yol almay,
Avelenip uça koñül, Çonğar köyge qonalmay.
Gülsümçikniñ, uy bolğan soñ, bel avrusı keçmedi.
Qurt-Soyunge döl berip te, ul şerbeti içmedi.
Acıdı Quday, kop keçmiy, qara topraq cabındı,
Can aşından Çonğar köyü bir qaç loqma qapındı.
Çonğar köyü unutmayman badem közlü qızını,
Aqılımdan çıqarmayman qalavdaki, sözümni,
Tazeliy-qozğay hasretni, yürekteki sızımnı,
Bergen tüsü o yavluqman silem yaşlı közümni.
Toqta, batma, Çonğar köyü, umüt kesme şay tezden,
Pusür ballar helallanır, arınırlar koñülden,
Qoray yaqıp fal baqayıq, niyet tilep erenden,
Bir kün halq qurtulacaq, esaretten, kederden.
Server Turupçı
|
|
|
|
« Soñki deñişiklik: 2011 avgust 21, 12:36:56 Yollağan: suurtash »
|
Logged
|
|
|
|
|
suurtash
|
 |
« Cevap #7 : 2011 avgust 19, 10:33:35 » |
|
MEHMET VANI YURTSEVER Mehmet Halim Vani - Yurtsever (1907 - 1994) Dobriica Tatar-Türkleiinin taningan bir üyretmen, din adami ve yazaridir. Üyretmen bolarak binlerce üyrenci yetistirdi, olarin hayatka hazirladi. Din adami bolarak halkinin, colin sasirmamasi. dinine ve miliiy adetlerine, bin cillar man ölsiilgen bir tarih sofunda iilaskan nisaniy degerlerge bayii kalip yasamasi üsün saba kösterdi.. Ve nihayet Türk lehçelerinin bir sevdalisi bolarak. kiivvvvetli bir kalem ve keskin bir deiievvci yetenegi men güzel edebiy eserler meydanga ketirdi. Eserlerinde halkinin günli'k hayatindan, istirapli tarihinden kesitler berdi. denisken sartlar karsisindaki tavirlarin anlatti. Bo eserler, 1930 alindan baslap, Romanya ve Türkiye'de, 70 cillik bir zaman tilimi boyinca günlik yayinlarnifi sayfalarinda sikti. Bolar, Dobruca Türklerinin kültür tarihine isik tutacak degerde yazilardir. Bu kitapta yazarnin, birbirinden ayri sayfalarda beklegen bu eserlerin ve kolyazma halinde kalgan hatira defterlerin bir araga ketirip künimiz okiyicisina ve keleceknin arastirmacilarina toplica sunmakni amaçladik. Mehmet H. Vani - Yurtsever Köstence ilinin Kiskene Tatlicak köyinde, bir nesil ewwel Kirim'dan kösip kelgen bir sipsi korantasinifi uli bolarak 28 Ekim 1907 alinda dünyaga keldi. Yesil Curt hatiralarinin hâlâ taze tutulgan, sik sik anlatilgan bir ortamda östi. Akranlari arasinda zekâsi, okima meragi, saliskanligi ve azmi, dogriligi ve yardim-süyerligi men süyrildi. Köyindeki Türk mektebinde ve Mecidiye medresesinde üyrenim kördi. Bolarniii yaninda, romencesin ilerletmek ve eksiklerin tamamlamak üsün romen mekteplerine de devam etti. Bo man yetinmiy, resmiy programlarnin isinde yer almagan, fakat öz halkinin hayatiy meseleleri men ilgili konularni anlamak ve bolarga sözümler tapmak üsün arastirmalarga kiristi, öz özin yetistirmege büyük önem berdi. Türk dünyasinin büyük üyretmeni Ismail Gaspirali ve Medresedeki Türk Tili ve Edebiyati hocasi, sair Mehmet Niyazi efendi özine örnek algan sahsiyetler boldi. Fakat en büyük üyretmeni halki edi, halk man iliskilerin sürekli bolarak canli tutti. Medreseden me/un bolgan vakit, cas üyretmen ve din adami Mehmet H. Vani'nin ideali sadece mektep ve cami dairelerindeki vazifelerin yerine ketiralmak tiivvil. candan bavli bolgan " öz üyürinin" , Dobriica Türklerinin dertlerine ortak bolalmak, hayat mücadelelerinde olarga yardimci bolmak edi. 1929 cilinda Ciimey Dobruca'nin Pazarcik kasabasinda üyretmen bol ip salisma hayatina atilganda, özi men ayni fikir ve duygulanil paylaskan insanlarin tapmakta kesikmedi. Medreseden arkadaslari Kâzim Seydahmet. Necip Haci Fazil ve Tahsin Ibrahim'den baska. Pazarcik'ta avukatlik etken Müstecib Haci Fazil, üyretmen Rifat Mithat, tüccar Emin ve Mehmet Zekerya (Bektöre) kardaslarday, birköp millet canlisi caslar man tanisip dost boldi. Ep birlikte Türk Dünyasindaki siyasiy ve kültürel faaliyetlerni yakindan izlep özlerine tusken milliy ödevlerni arastirdilar. Müstecib Haci Fazil'nin önderliginde kol kolga tutuskan bo caslar, Dobruca Türklerinin kültürel ve sosyal hayatinda son derece önemli bir rol oynaycak bolgan Emel Mecmuasfni sigarmaga basladilar. Salismalarin cayip köylerde milliy kültürnin yükselmesi üsün çalisacak, teskilâtlar kurdilar ve bolarni Dobruca Türk Hars Birligi'nin bünyesinde topladilar. O güngesik ilk kalem denemeleri bolgan Milli Davus, Tatar Ogliman gibi siirlerin Berlin'de Ayaz Ishaki Bey'nin Yani Milli Yol dergisinde yayinlagan Mehmet Halim Vani, bondan sonra, em maddiy, em maneviy bolarak, Emel Mecmuasinin ve kadrosinin bütün salismalarina katilip en ald siralarda yer aldi. Bir egitimci bolarak, egitim alaninin konularin, Cristian Gotthilf Salzmann, Friedrich W. Förster gibi taningan yabanci pedagoglarnin tecrübelerin Muallim ve Hocanin Vazifesi, Ebeveyn ve Çocuklar, Kalbin Vücut Üzerindeki Tesiri, Çocugun Saf Kalbinde, Çaliskan Mektep v.b. gibi makalelerinde Emel okiyicilari üsün anlatti. Üyretmen veya din adami bolarak Pazarcik kasabasindan baska, Kiskene Tatlicak, Kadiköy, Bogazköy, Asçilar, Edilköy, Omursa, Köstence'de vazifelerde tabildi ve bo yerlerde Hars Cemiyetlerinin kurulmasina ve salismalarina katildi. Bo teskilâtlamin müsamere ve tepreslerinde oynanmasi üsün tiyatru oyunlari yazdi. 1931 alindaki ilk denemesi bolgan bir perdelik Kart man Cas Arasinda oyuntndan sonra, 1934'te Toy (üs perdelik), Ödelek (bir perdelik), Kurtulus Bayrami (bir perdelik). Monolog, 1938 yilinda Kurban Bayrami Gecesi veya Kökköz Bayar (üsperdelik). Büyülü Cimirta (üs perdelik) piyeslerin berdi. Bo piyeslernin epsi Dobruca Kirim lehçesinde yazilgan bolip. olaylamifi meydanga kelgen yerler ya Kirim, ya da Dobruca'dir. Necip Haci Fazil'nin piyesleri men barabar, bo piyesler ilk bolarak Dobrucali Kirim Türklerine özlerin, karsilarindaki sahnede siyirettire edi. Oynanmalari halk arasinda tilden tilge dolaskan bir hadise boldi. Piyeslernin emen epsinde bi'r üyretmennin de yer algani körilmektedir. Üyretmen halkina daima col köstergen, sorunlarinin sözilmesine yardimci bolgan, cani nesillerge milliy ülkü asilagan insandir. Tilinifi güzelligi ve zenginligi itibari man piyesleri Dobruca tatar lehçesinin en saglam, klasik örnekleri bolarak kösterilgen Mehmet Niyazi, Sevki Bektöre, Müstecib Haci Fazil, Necip Haci Fazil ve Ismail Ziyaeddin'nin eserleri ayarinda edebiy ürünlerdir. Dobruca tatar lehçesinin gramer ve sözligini arastiracak ve yazacak bolganlarga ilk kaynak vazifesin körealacak degerde eserlerdir. Gene Dobruca tatar lehçesinde Mehmet Vani'nin " Uyusmagan Eki Arkadas" adli bir hikâyesi ve " Köyde Cuma" adli siiri de sikti Emel Mecmuasinda. Halk edebiyatinin ürünleri men sürekli ilgilendi. 1933 cilinda, Mehmet Niyazi'nin köyi Asçilar'da cemaat men bir kenesüvvde milliy sairimiznin " Kargis" siirin, Mehmet Niyazi'nin özinden esitip aklinda tutkamn aytkan bir karttan sesledi, yazip alip Emel Mecmuasinda yayinlanmasin temin etti. Siir, Emel'nin 4 No. lu 1933 sayisinda sikti. Siirge eklengen bir ast yazida: " Yukariya yazdigimiz siir merhum sairimiz Mehmet Niyazi Bey'indir. Bunu Asçilar'da Rumence muallimi arkadasimiz M. H. Vani efendi bulup göndermistir." denile. 1931'de yazgan " Kart man Cas Arasinda" piyesine, 1935'te basilganda, Mehmet Vani efendi bu siirni de kirsetir. Piyesnifi bir sahnesinde üyretmen Ismail defterin asip karsisindakilarga bo siirni okir. Emel Mecmuasinin sayfalarinda sütun asilip halk edebiyatinin arastirilmasi ve tanitilmasi kampanyasina kirisilgende, Mehmet Halim Vani efendi folklor akkinda yazisi ve atasözleri derlemeleri men katildi. Bu kampanyaga türü derlemelerin cibergen diger bazi katilimcilar solar edi: Omursa'li Abdullah Ablay ve Ali Osman (Atasözleri), Azaplar'li Necip H. Fazil (Atasözleri), Seyfettin H. Fazil (Tapmasalar), Kubadin'li Mecit Abdülaziz (Tapmasalar), Pervelli Ilyas Bolat ve Habib Ali (Sinlar), Kanarali Abdül.hakim Cavuldar (Cirlar), Kocaali'li Nurdin Bolat ve Rifat Mithat (Atasözleri), Istanbul'dan Kirimli Bekir Akçar (Çinlar), Polonya'dan Kirimli Dr. Abdullah Zihni Soysal (Edege Batir destani). Kirim kurtulus davasinin büyük yolbasçisi Cafer Seydahmet Kinmer'nin Dobruca ziyaretleri sirasinda piyeslerinden maktap söz etmesi, halkin kültür salismalarina belsendirmesin bek takdirge lâyik körmesi, Mehmet Halim Vani üsün hayatinin sonraki allarinda daima bir kuvvet kaynagi boidi. 1940 alinda Emel Mecmuasi yayinini toktatir. Müstecib H. Fazil efendi ve birköp Türk ailesi yaklaskan marebe ve Rus zulumi tehlikesi karsisinda Türkiye'ge kösip ketmek zorinda kalir. Bolarnin arasinda Mehmet Vani'nin üç kardasi da bardir. Sogis sirasinda birköp Kirimli soydasimiz Dobruca'ga siyinganda Emelcilernin önderliginde kurulgan muhacirlerge yardim komitetinde Mehmet H. Vani de yer almaktadir. Omursa'daki üyinde, en yakin akrabalarina bile tuyurmay, dört kisilik Dr. Ahmet Özenbasli ailesin saklarlar. Esi, sillekes ve fedakâr Fatma Vani (Ablay) totay " Nenemnin, babaninin, ergün üyimizge keüp ketken komsilarimizmn bile kaberi bolmadi ya" dep anlatataan edi o zor ve acili künlerni afiganda. Nurbatlar (Nur Bahtlar) notan Romen Niku, em dost katiri üsün, em kalbin sesine uyip, siyinmacilarga sahte kimlikler uydurgasik gesken aylar, cil kadar uzun kelgen edi özlerine. Özenbasli ailesinden sonra üs kisilik Dr. Ismail Ahmet ailesin müsapir eterler. Sogis memleketni felâketke sürükler. Artindan kelgen Sovyet isgali ve Romanya' ga hakim bolgan komünist rejim insanlar üzerine siddetli bir baski uygulamaga baslar. Cani bir toplum düzeni yerlestirmek üsün terör men demagoji kol kolga berip salisir. Necip Haci Fazil tutuklanir ve mâpiste sehit etilir. Müstecib Haci Fazil giyabinda ölümge mahkûm etilir. Artik erkez, insanlik üsün birer nimettir dep tanitilgan Prokust kaliplarina kirmekten bek memnun kalganin beyan etmege mecbur etilir. Birewnifi bir baska memlekette tmvganlarinin bolmasi artik o kisinin süpheli bir sahis ekeni anlamina kele edi. Birkas hektar toprakka saip bolip boni islegende ya da isletkende, ayni zamanda üyretmen, hoca, memur vs. bolmak, rejimge, cani tarihnin ketisatina ters tüsmek demek edi. Er yerde, bütün kurumlarda, cahil ve liyakatsiz da bolsalar, idare mevkilerine komünist partililer ya da bonin üsün partili etilgenler, partige kirgenler bar edi. Onlarnin degeni dedik, askani astik edi. Emirlerinde saliskan nice degerli, yetiskin personal. olarnifi közinde sadece simdilik, özleri yetisip ustalaskasik katlanilgan " col arkadaslari" edi. Ayni durumda bolgan erkez gibi. Mehmet H. Vani ailesi de Türkiye'deki tuvvganlan man mektuplasmasin kesti, babalarindan kalma topragin devletke bagislamak istegenin bildirip ti'Iekse berdi. Esi, kiz ekende takkanlarindan. kelin tüskende özine hediye etilgen ziynet esyalarindan altin ve gümüs bolgan soylarin saylap devletnin kaznesine ciberdi. Mehmet efendi yasap kelgen köyden, asaalan-malarina ogragan türedi idarecilerden uzak bolmak üsün, Omursa'dan Köstence'ge bir mektepke avvustirlmasin istedi. Mankalye kasabasina berildi. Az sonra, Türk mekteplerinin de cani rejimnin politikasina uydurulmasi gündemge kelgende, cani ders kitaplari azirlayalacak eleman-larnin yokligi ortaga sikti. Devlet katlarinda eski aydinlar akilga keldi. Emen, Köstence'ge, sonra da Bükres'ke bolarnin arasindan bes on kisi davet etildi : Okillar müfettisi cas Naci Cafer, Ömer Lütfü, Habib Hilmi, Mustafa Ahmet, Tahsin Ibrahim, Mehmet Vani ve Necip Resul efendiler. Partili kimselernin denetiminde, bazen romenceden tercüme etip, bazen özleri yazip, imzali ve imzasiz salismalar man, cani ders kitaplarin azirladilar. Bo salismalardan sonra 1950 alinda Mehmet H. Vani'nin Köstence'deki Tatar Üyretmen Okilina tayini sikti. Ana Tili, Pedagoji ve Psikoloji dersleri berdi. Ana okillarina kadro yetistirgen Kiz Egitmenler okilinda da bazi derslerge kirdi. Üyretmenlik hayatinin en areketli, en berimli künlerin gesirmektedir Mehmet Vani efendi bo allarda. Talebelerine asilagan millet ve ana tili bilgisi ve süygisi sonraki allarda kök tutti. Bugün Romanya'nin Türk asilli aytuvvli aydinlari arasinda yer alganlamin köbisi Mehmet Halim Vani'nin bo okillarda talebesi bolgan kimselerdir. Ne bar ke rejimnin töbesîndeki yetkililernin közinde, zamannin orta ve ileri yastaki bütün aydinlari gibi, Mehmet Vani efendi, " sadece bir col arkadasi" , süpheli bir sahis edi. Sürekli közaltinda edi. Vazifesinden sigip üyine kaytkanda sokakta toktatilip gizli poliske aketilip, özi veya tanidiklari akkinda sorguga segilgeni de boldi. Bo yüzden birköp kiymetli kitap ve özin yazilari man toli defterlerin tuwganlarina ya da dostlarina emanet etmege basladi. Saytip bazi eserlerinin kolyazma orijinalleri kayipka karisti. Hafizasinda kalganlarini sonradan camdan yazdi veya yazmaga saliskanda bolarnifi bir baska varyantin bergen boldi. 1951 cilinda Dobruca Tatar lehçesinde yazgan tek perdelik Talaka (Imece) adli oyum, ancak 2000 cilmda, metnin elinde tabildirgan eski bir talebesi. Romanyali gayretli türkolog Dr. Nedret Mahmut hanim tarafindan hazirlangan " Türk - Tatar Edebiyati. Köstence 2000" adli güldestenin / antolojinin sayfalari arasinda kün çarigina sigabildi. Nisan 1952'de Mehmet H. Vani efendi tutuklandi. Esi Fatma hanim man 12 yasindaki uli Tekin ve 7 yasindaki kizi Özen, Köstence'nin Kosu mahallesindeki kiralik üylerinde kalakaldilar saresiz ve keleratsiz. Üyretmennin kitaplari ve kolyazma defterleri müsadere etildi. Fatma hanim tigis tigip eki balasina em analik, em babalik etti. Tuv/ganlarindan ve halkimizdan da yardim etkenler böldi. (Rametli Fikret Müjdaba, Necip Resul efendiler gibi). Hücrege tigildi, sorgulamalari yapildi, köteklediler ve Mehmet Vani efendi özin ne türli kabaâtleri bolgamn anda, Emniyetnin bodrum katindaki iskence-kanelerinde üyrendi. Türkiye'nin menfaatleri üsün saliskan, casuslik yapkan, Romanya'nin balaban dosti Sovyetler Birligi'nin düsmani bolgan kimseierge konakbaylik etken ve bolaytip Romanya halkinin da azgin bir düsmani bolip sikkan edi. On bes senege mahkûm etildi. Birköp mâpislerge sürüklendi, maden ve tas ocaklarinda salistirildi. 1955 cilinda, Stalin'nin öliminden sonra ve yirmi ali tamamlangan bir isgalnifi artindan Sovyetler askerlerin Romanya'dan sekmege baslaganda, mâpislerni toldirgan mahkûm-larnin bazilarina, davalari közden gesirilip af sigarilmaga baslandi. Colbascâ adinda bir mahkûm romen avokatnin tavsiyesine uyip Mehmet H. Vani de dosyasin ketirttirdi.. Bo avokatnin dikkati sayesinde körildi ke mahkûm etilmesine ortada uygun bir kanun tabalmaganlari üsün, on bes senelik ceza, benzer kabaâtler akkinda bir baska kanunnin 1. maddesine dayandirilip kiyas man pisilgen. Albuke bu kanun da eki sene ewweJ gesersiz sayilgan. Mehmet Vani efendi Savcilikka bo arkadasin üyretken sekilde bir tilekse berip davasin canidan elge alinmasin ve cezasin bes cilga tüsürülmesin temin etti. Nisan 1957'de, bes cil sonra, serbest birakildi. Mâpiste ekende sekken eziyetlernin baska türlülerin bo seper serbest ekende sekmege basladi. Meslegine kaytip kiralmadi, sâdece vasifsiz îssi gibi, baska islerde salisabildi. Ballarin okitalmak üsün, yasi aitmiska kelgende, er türlü zorliklarga katlandi. Taa sonra Kumluk mahallesinde imamlik etmesine müsaade etildi. Ballari, istegen mekteplerine kiralmadi, ya da, sonradan, kiralmak üsün bas-uriilarin yapkanda babalarin sosyal durumun saklamak zorinda kaldilar. Üli Tekin, sihhiy tesisatsi zanat okilindan mezun bolgan sonra. Köstence tersanesinde salisip. aksam lisesin pitirgen ve devamina Yasi sehrinde insaat mühendisligi okigan. mühendis sikkan edi. Kizi Özen. Bükres'te türkoloji okiy edi. 1971 alina kelgenleri vakit ailece raatka kavvusayatir ediler. Blokta daire de algan ediler. O cil Türkiye'ge kösip ketmege karar berdiler. Türkiye'de Vani ailesi, tuwganlarinin da yardimi man, sifirdan baslap özlerine cani bir hayat kurdi. Vani soyadlarina Yurtsever adini da eklediler. Mehmet efendi Istanbul'da Mezarliklar Müdürlügünde din hocasi vazifesinde tabildi, 1983 cilinda yaslilik ve sawlik sebebi men mindan emeklilikke ayirildi. Emel Mecmuasi marebege kadar Romanya'da 11 cil boyinca yayinlangan, 1940 cilinda kapangan edi. Mehmet Vani ailesi Türkiye'ge gelgende, mecmua 1960 alindan baslap, gene Müstecib Haci Fazil - Ülküsal'nin önciliginde Emel Dergisi adi man canidan yayin hayatina kirgen, Kirim Istiklâl davasinin organi bolmaga devam ete edi. Mehmet H. Vani - Yurtsever efendi eski Emelci dostlarindan hayatta bolgan soylarina bir daa kawusti.: Müstecib H. Fazil Ülküsal, Seyfettin H. Fazil Ülküsal, Ibrahim Otar, Abdullah Zihni Soysal, Mehmet ve Emin Zekerya-Bektöre'ni karap tapti. Gönili, 1948 cilinda mâpiste sehit etilgen süygili mektep ve ideal arkadasi Necip H. Fazil'ni da aradi. Onifi öliminde, 1948'de yazgan " Sehit Necip Haci Fazil'ga" manzumesin simdi yayinlap bir daa andi. Emel Dergisine yazilar azirlamaga belsendi. Emel'nin 1972 ve 1973 sayilarinda Dobruca'daki Kirim Türklerinin adet ve geleneklerine dair manzume ve makaleleri ve Türkiye Türksesine uyarlanip, " Kurban Bayram Gecesi veya Gökgöz Bayar" , " Büyülü Yumurta" piyesleri tefrika etildi. 1974 cilinda " Kurban Bayram Gecesi veya Gökgöz Bayar" Kirim Türkleri Kültür ve Yardimlasma Derneginin tiyatru koli tarafindan Istanbul Sehir Tiyatrolarinin Beyoglu sahnesinde temsil etilgenden sonra, Eskisehir ve Polatli'da da oynandi. 1976'da yazgan dört perdelik " Sönmeyen Ates" piyesi Emel'in 1976 ve 1977 yili sayilarinda tefrika etilgenden sonra, 2000 alinda türkolog Dr. Nedret Mahmut hanimnin " Romanya Türk - Tatar Edebiyati" güldestesinde de yer aldi. Kazan Tatarlarinin tarihinden komisin aigan " Süyümbike" adli dramin herhalde 1987'den sonra yazdi, çünkü bo senegesik anlatilgan Hatiralarinda bo eserinden es söz etmemektedir. Yazar türli konulardaki makale ve hatira yazilan man Emel Delgisinde, Romanya'da sikkan Tatar Türklerinin organi " Karadeniz" gazatasinda ve Dobruca Alinanlarinin Yilliklarinda (Jahrbuch 1976,1977 der Dobrudscha-Deutschen) okiyicilanna seslenmege devam etti. Ballari aile yuvalarin kurup 1985 cilindan itibaren Istanbul'nin Bahçelievler semtinde öz üylerîne yerleskende, Mehmet Vani efendini taa sik ziyaret etme imkânim bolgan edi... Özleri men eskiden de, babam Haci Sait Osman'nin Medrese arkadasi, meslektasi ve bek süy-gen bir kisisi bulmasindan sebep, Köstence'de Kosu mahallemizge 1950 alinda kelip yerlesmelerinden beri körisetaan edik. Ulin 1991 alinda ölmesinden sonra Mehmet H. Vani efendiniiî savvligi buzilgan, közleri zayiplagan edi. 1993'te edi. Emel Mecmuasi yayinlari arasinda, 1935 alinda eski arifler men basilgan " Kart man Cas Arasinda" , " Toy" ve " Ödelek" piyeslerin daktilosinda cani arifler men canidan yazgan, dörter, beser nüsha etip köbiytken, Romanya'ga ve Kirim'ga, yayinlatmak niyeti men cibermek istiy edi. " Sönmeyen Ates" ve " Süyümbike" nin de metinlerin bir o kadar köbiytken edi. ilgilerin segeceklerin ve Kriteryon yayin-üyine sunabileceklerin tüsüngenimiz Köstence'deki birkas arkadaska bo nüshalardan ciberdik. Fakat birer suretin özime dep alip kalgan yazilarni okiganda kördim ke yazilayatirganda, eksik veya yanlis tuslangan arifler, sikmagan veya atlangan kelimeler gibi, bazi daktilo yanlislari bolgan. Eski metiri-leri men karsilastirip piyeslerni camdan daktilo etmeme müsaade etmesin rica ettim. Hos karsiladi, kuwandi... " Men ölip de yazilarinim kitap haline ketiralmazsam, sen menim nasirim bolirsin" diyeguydi o vakit. Metinlerni karsilastirganda taa baska ufak eksikler de kördim. Mehmet Vani efendinin dikkatine sungan sonra bolarni da tüzelttim. Canidan yazilgan " Kart man Cas Arasinda" , " Toy" ve " Ödelek" piyeslerinin metinlerine Mehmet Vani efendinin bir kiska hayat hikâyesin ve birkas resmin fotokopisin de eklep Kirim mavvisi bir renkte ciltletip, kolyazma veya basilmis kitap tu w il da. " daktiloyazma" diyebilecegimiz bir siy meydanga ketirdik. Kitabina bir ad salmasi kerekkenin hatirlatkanda " DOBRl'CA'NIN DAVUSI" bolsin degen edi. Daktiloya/manin kapagina san kümsen men bo adni, astina " Cilt 1 - 1993, Istanbul" sözlerin yazdirgan edik. Iste 1 (bir) nüsha tirajli ve ilk sayfasinda Mehmet Vani efendinin imzasin ve ithafin tasigan, aselet Kirim üsün dep hazirlangan bu kitabin 1993 alinda can Kirim'ga. Akmescifke. Ismail Gaspirali Milli Kütüphanesine elden cibergen edik, " ak yürekten taskan bir selâmimiz" boisin dep. Bu olaydan sonra Mehmet Vani efendi okumam üsün 45 daktilo sayfasi tutkan bir yazi taa berdi. " Romanya'da Sosyalist Dönemde 20 Nisan 1952'den 1 Nisan 1957'ye Kadar Tutuklu Kaldigim Cezaevlerinden Hatiralar" edi. " Dobruca'nifi Davusi - Cilt 1 " nifi sureti men bo " Hatiralar" dan bir dosya azirlap Bükres'ke " Karadeniz" gazatasina ciberdim. Bir süre sonra " Cezaevlerinden Hatiralar" nin bir kismi " Karadeniz" de basildi. (1997 ali, 48-54 sayilari). Son bolarak ta, hayati akkinda bir yazi yazacak bolsam, kerekli bilgilerni okip tapmam üsün Mehmet Vani efendi üs hatira defteri berdi. Birinci defter 1 Ocak 1960'ta yazilmaga baslangan. Dobruca Tatar lehçesi men ve kol yazisi man yazilgan, 58'inci sayfaga kadar toldirilgan ve 1945 alina kadar yasangan bazi olaylarni konu etmektedir. Basliksizdir. Bo kitapnin isinde bo defteri üsün " Hatiralarim" adin kullanacakman. Iserigi öbir eki defterin bir taslagindan ibaret bolsa da, yazilgan tili itibari man, bir Türk lehçesin örneklendirmesi yöni men, ayri bir önemge saiptir. Öbir eki defter gene kol yazisi man, fakat Türkiye Türksesi men, 18 Kasim 1977'de Istanbul'da yazilmaga baslangan ve " Hayatimin Hikâyesi" basligin tasir. Toplami 539 yazuvvli sayfadir. 1987 alinin olaylarina kadar kelmektedir. Son 10 sayfa günlük gazete sayfalarindan not etilgen, parti liderlerinin beyanatlari, irtica ve terör olaylari, Naim Süleymanoglu'nifi Türkiye'ge kelisi gibi kaberlemin kaydindan ibarettir. Bolarni bo kitapka, yazarnin özin eserlerin sirasina almadik. " Cezaevi Hatiralari" nifi bo defterlernin isinden alinip biraz usluplas-tirilgan, basim üsün azirlangan bir bölim ekenin bo defterlerni okigan sonra üyrendi'm. Bo kitapta berilgen defterlerdeki hatiralarnifi isine, bo son usluplastirilgan seklinin yerlestirilmesinin taa uygun bolacagin tüsündim. " Hayatimin Hikâyesi" nîn öbir bölimlerine de yazar belki taa sonra sofi seklin berecek ve daktilosinda temi/ge segip birakacak edi. Fakat ömri vefa etmedi. Mehmet Halim Vani - Yurtsever efendi bir ömir boyi Kirim sewda-si man yasagan sonra. 18 Mayis 1994 güni vefat etti. ilahi bir raslanti man. Kirim Tatarlarinin soiîsiz bir elem men anganlari. Vatan Kirim'dan sürgün etilmelerinden tam tamina 50 cil gesken kün. Allah rahmet eylesin! Nur isinde çatsin! http://forum.turan.info/showthread.php?t=4935
|
|
|
|
« Soñki deñişiklik: 2011 avgust 21, 12:37:15 Yollağan: suurtash »
|
Logged
|
|
|
|
|
suurtash
|
 |
« Cevap #8 : 2011 avgust 19, 10:34:59 » |
|
Romanya'da yaşagan Kırım Tatarların faaliyetlerinden Gülşen İSMAİL
Dobruca'da eski çağlardan beri saklanıp turgan ve kûnû-mûzge kadar korugan em yaşatılgan KIrım Tatar tilinde konuşıla. 1783 senesinde Rus kraliçesi 2. Yekaterina, Kırım'nı zapt ettikten soñra Kırım Tatarları uşun uzun bir facia başlagandır. Kırım Ta-tarları Romanya toprakları-na dalga dalga kelip yerleş-kenlerdir. Dobruca toprakla-rına bûyûk köşûler 1789 se-nesin den soñra başlagandır. Tatar halkımız, Rusların bo-yundurugı astından moynunı kurtarmak uşun Ana Vatan Kırım'dan, Osmanlı Imperatorlugı top-raklarına sıgınmaga mecbur kalgandır. O seneleri binlerce Kırım Tatarı hem kara coldan, hem deniz ûstinden, curtların bı-rakıp Dobruca'ga kelip yerleştiler. Kırım hasretligi eş bir zaman cûreklerinden sönmegendir. Folklorımızda, kûltûrû-mûzde Kırım hasretligi sımgemız bolıp asırlar boyu yaşatılgandır. Bizler, Ro-manya'da yaşagan Kırım Tatarları bile-miz ke vatanımız, milletimiz Kırım Tatar-ları uşin dehşet dramaga bolşevik ihtilalı sebep bolgandır. Dobruca Tatarları eş bir vakıt Kırım'da kalgan kardaşlarını unut-madılar. Romanya topraklarında tuwgan bolsalar dahi ileri kelgen alimlerimiz, ya da Kırım'ga kelip, ya da Dobruca'da Kı-rım mûcadelesinin yaşatmak uşun bûtin kûşlerini kullandılar. Sadece Kırım Tatarlarının tuwul da, pûtin Tûrk Dûnyasını parşalamak ve yok etmek politikası tarih boyunca çeşitli devletler tarafınca uygu-langandır. Kırım Tatar mûcadelesi taa es-ki dönemlerge tayanıp köşûnû kösterge-nin sadece tarihlerden ûyrenemiz. Aynı zamanda ana babalarımız caş nesillerge Kırım asretligin, vatanımıznın özgürlügü-nû eñ ûstûn amaç olarak tutkanların kalplerine yerleştirgenlerdir. Zaman kel-di, Romanya'da komunist deviri tuşken soñra bûtin soydaşlarımız Bırlık kurmaga şalıştılar.
1989 dan soñra Romanya Devleti bütin azınlıkların akların korıp, onlarga destek bermege başladı. On altı seneden beri Bırlıgımız faaliyet köstermege başladı. Mehrum Ismail Gaspıralı'nın sözleri"Dilde, Fikirde,Işte Birlik� men bütin şalışmalarımız devam ete. Dobruca'dakı Kırım Ta-tarlarının karanlık işinde geşken ekiyûz senelik haya-tından ilk işikni bergen şair öğretmen Mehmet Niyazi bolgandır. Selim Abdulakim bo dewirnin ekinci aşamasın yapkandır. Emel Mecmuası uyanış em yûkseliş dewirnin ûşinci aşaması bolgan milli ideal etrafindaki teşkilatlan-ma em şalışma merhalesin meydanga ketirgendir. Caş nesilerimizge ana tilimiznin öyretmek, saymak utanmadan kullanmak meselesi bolıp destek bermemı kerektir. Emiyetli kûnlerimizni ve şahsiyetlerimizni anmak: ocak ayında- Mûstecib Ûlkûsal'ın anma töreni, şubat ayında- Numan Çelebi Cihan'nın anma töreni, mart ayında - Ismail Gaspıralı'nın anma töreni, mayıs ayında 18 Mayıs, Camılerde mevlût okıma, ekim ayında Necip Haci Fazıl'nın anma törenı, kasım ayındaMehmet Niyazi'nın anma törenı, bayram kutlamaları. Ilım kûltûr ve spor faaliyetlerı: Uluslararası Milli, Kıyafet, Oyun em Dûrku Turk-Tatar festivalleri, önemli şahslarga ve konularga dayır sempozyumlar, onların Türk Dünyasında yerleri, Kırım gezintisi, kitap tanıtmaları,"Karadeniz" ve "Caş" aylık gazataların ya-yınlanması, aftalık radyo programların desteklenmesı. Bonların epsi halkımıznın şu-urın uyandırmak ve Tatar menligin saklamak maksadı man yasalgan, tertiplengen faaliyetlerdir. Bo faaliyetler ûyelerimiznin, sponsorları-mıznın ekseriyetimen, bûtin halkımıznın katkısı man başarıla. Halk tabakasında korılgen ve eşıtilgen cır, mane, destan, efsane, masal, atalar sözû, bilmece, toylarda, ciyınlarda, milli kunlerde, yûzyıllardan beri, doğrudan doğrı, Osmanlı Tûrkçesi men, Tatarcası man, modern Tûrkçemen, bır kop aytılıp, bazı adetlerin toplumuna Avrupa'da folklor nami berilgendir.
Bondan sonra milletlerin kobisi folklorlarınin toplap tanımaga ve tanıtma milli varlıklarının koster-mege şalışkanlardır.
Kundelik konuşmalarında ebedi Tûrk tilin kullanmakta epeyce kûşlûk tuysalarda, dini ve milli adetlerinde, tuwgandan olgeşık, Tatarca folklorlarıman barabar, ilahiler, şeremezanlar, elvidalar, dûrkûler aytalar ve oyunlar oynaylar.
Õz tilimizde aytılgan folklornı yazıp almaktan maksadımız, boni bûsbûtûn yok bolmaktan korumaktır.
Bizde kalk hayatı ve kalk folklor itibarıman zengindir. Kalk dûrkûlerımız, oyunlarımız, şınlarımız, başka milletlerge kore bek kiymetlıdır ve bızım en onemlı hazinemızdır.
Dobruca Tatarların folklorın araştırmak uşun kopten kop araştırmacılar uy, uy den, koy koyden, gezip onemli bir araştırmacı Romen mualımi ve mûdûrû bolgan şair Dumitrescu Frasin 1921-1924 senelerınde”Analele Dobrogei” mecmuasında “Tatar folklorı” başligiman kop makaleler yazgan-dır. Bazı şın, bilmece ve hikaelerın toplap neşretkendir
Dobruca da yaşagan kalkımızın ûnlû araştırmacılarıda birkaş kitapka toplap butun bo folklor adetlerımızın, yayınlaganlardır. -Ahmet Naci Gafer 1996 da yayınga şikkan “Bostorgay” ve 1998- de “Unutma beni” kitapları; -Memed Ali Ekrem'ın “Bûlbûl sesi”-Dobruca tûrkleri folklarından seçmeler 1981 de şıkandır; -Enver ve Nedret Mamut in yayınlagan “Ayuw kulak batır”, ve“Boscıgıt” masal kitapları.
Bo kitaplar bızım hazinemızdır, kelecek nesillerde bonday şalışmalar yasap, folklorımızdan araştırıp, kitap şekiline yayinlasalar bek kıymetli kazanci bolır edi.
Adetlerımızin yaşatabilmek uşun, işten kelgen anlamlı soluklar temposuna ayak uydurıp zamanın koşularına kore “ vefali vatandaş” bolmak ve bonların yanında öz değerımıznı bızmadan, bızdırmadan korumaktır.
Bız azınlıq bolıp Romanya da bolsın, Balkanlarda' bosın Tatar kulturını qabul ettırmege önemlı girişimlerde, akıllı katılmmıman hareketlenmemız kerektır.
Avrupa memleketlerının genış bir “Avrupa Bırligi” kurma çabaların, bo birlik ışinde, azinlıkların korumak uşun yûrûtûlgen fikirlernin ve yasalgan gayretlerni eşitip-korip takdir etemiz. Curtumız Romanya'nın sadık vatandaşı gibi bo niyet ve faaliyetler neticesi, ileride taa aruw, taa mutlı kûnler korecegimizni umut etemiz. Gülşen İSMAİL
|
|
|
|
« Soñki deñişiklik: 2011 avgust 21, 12:37:36 Yollağan: suurtash »
|
Logged
|
|
|
|
|
suurtash
|
 |
« Cevap #9 : 2011 avgust 19, 10:36:05 » |
|
TAMIRIMIZ Şalaş'ta bolgan erler Qırımlı kökenliler. Tap Qırım'dan kelgenler Beş parmaqlar, zeybekler. Cırlagan cırları Memleket arzuwları Qırım'nıñ şayırları Kökte uşqan quşları. Ersultan menim qartanay Kökeni yaqın Şalaş'tan Keriş'te tuwgan, ösken Balalıqta, Qırım'dan köşken. Sıypalap östürdi bizni "Torınlarım!" der edi Bir tizinde torını men Bir tizinde de Gülşen. Salgır'nı ondan üyrendik Şalaş'ta bayram eter edik. Şalaş'ta kalgan asabaları Epsi yaqın tuwganları. Merametli qartanamız Biz de onı sıypalaymız. Kisesinde şekerler Torınların bekliyler. "Keliñiz qoşanaylar Beriyim sizge tatlılar. Cici tatlı torınlarım Sarıbaş qozılarım. Ballarımnıñ balları Öz teregim dalları Tamırları Keriş'ten Qırım memleketinden." Ramet qartanamızga Urmetler nasiyetlerga Bizlerden sonsızlıqqa Yeşeren tamırlarga. Azaplar 1962 Şükeriye Kerim http://forum.turan.info/showthread.php?t=4935
|
|
|
|
« Soñki deñişiklik: 2011 avgust 21, 12:37:52 Yollağan: suurtash »
|
Logged
|
|
|
|
|
suurtash
|
 |
« Cevap #10 : 2011 avgust 19, 11:45:42 » |
|
|
|
|
|
« Soñki deñişiklik: 2011 avgust 21, 12:38:10 Yollağan: suurtash »
|
Logged
|
|
|
|
|
AlperenKIRIM
|
 |
« Cevap #11 : 2011 avgust 19, 20:45:36 » |
|
Dobruca (Romania & Bulgaria) yazmaq kerek.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|