|
metehanoğlu
|
 |
« : 2010 mart 12, 02:37:20 » |
|
Oğuz ÇETİNOĞLU Dünya üzerinde Tatar adlı bir ırk, bir kavim, et-nik grup ve millet yoktur. Buna rağmen Kırım ve Kazan'da yaşayan soydaşlarımız Tatar olarak anılmaktadır. Bu isimlendirmenin kökten yanlış olduğu elbette iddia edilemez. Ancak ne kadar uygun olduğu tartışılabilir. Bu yazı ile, böyle bir tartışmanın kapısının aralanması amaçlanmak-tadır.
Tatar kelimesi, farklı zamanlarda değişik anlamlar için ve farklı yazılışlarla kullanılmıştır. Kelime, ilk de-fa, Türklere ait ilk yazılı metin olan ve 732 yılında ha-zırlanan Orhun Kitabeleri'nde yer almıştır. Burada Tatarların bir Türk boyu olduğu belirtilmektedir. Bilin-diği gibi boy, bir siyâsî teşkilâta bağlı kabile demektir. Kabile kelimesi ise bir çekirdek aile etrafında toplan-mış, bu aileden birinin reisliğini kabul etmiş akraba fertlerin oluşturduğu topluluktur.
Çin kaynaklarında Tatar kelimesinin geçtiği en eski belge 840 yılına aittir. Kelime burada Ta-ta şeklinde yazılıdır. Belgelerden öğrenildiğine göre bu dönem-de Tatarlar, Çinlilerle ve Moğollarla savaşmışlar, Göktürklerle ve Göktürk Devleti'nin yıkılmasından sonra Uygur Devleti ile yakın ve dostâne ilişkilerde bulunmuşlardır. İlişkilerin en önemlisi, 958 yılında Tatarlarla Uygurların birleşerek Hitay Devleti ile sa-vaşmaları şeklinde gerçekleşti. Yine Çinlilere ait bâ-zı kaynaklarda bir Tatar Devleti'nden söz edilmekte ve bu Tatar Devleti'nin Uygur Devleti ile birlikte, böl-gedeki demir mâdeni ocağını 1070 yılına kadar işlet-tikleri belirtilmektedir.
Göktürkler ve Uygurlar döneminde yaşayan Tatar-ların büyük bir bölümü Cengiz Han tarafından imha edilmiş, kurtulabilen bir gurup, bölgeden kaçarak Bu günkü Kırım topraklarına ve Anadolu'ya yerleşmiş-lerdir. Küçük bir grup ta, diğer boylar arasına karışıp asimile olmuştur. Buna rağmen Çinliler, Tatar ismini kullanmaya devam etmişlerdir.
Tatarlar, târihin hiçbir döneminde endogami(x) uy-gulamadılar. Disiplinli, teşkilâtçı ve güçlü insanlardı. Sâhip oldukları meziyetler sebebiyle kabile ile ilgisi olmayan kişiler de kendilerini Tatar olarak tanıtıyorlardı. Tatar adının yaygın ve tercih edilen bir kabile adı olarak kullanılmasının sebebi bu olsa gerek.
Reşidüddin Fazlullah tarafından 1310 yılında ta-mamlanan ve modern anlamda ilk dünya tarih kitabı olarak kabul edilen Câmiu't-Tevârih isimli eserde de Tatarların bir Türk boyu olduğu yazılıdır. Kaşgarlı Mahmud, Divanü Lügatit-t-Türk'te Tatarların, Baş-kırdların komşusu olduğunu belirtir. Sayısını 24 ola-rak açıkladığı Türk boyları arasında Tatar ismine yer vermiyor. Fakat bu bilgi elbette bizi, Tatarların Türk olmadığı anlamına götürmez.
TATARLARIN ASLI MOĞOL MU ?
Tatar Moğol ilişkileri hakkındaki bilgilerin yanlış ol-duğu, antropoloji uzmanlarının incelemeleri sonun-da anlaşılmıştır. Moğollar, Türklerden tamamen ayrı bir ırktır. Ancak Türkleşen Moğollar ile, Moğollaşan Türklerden söz edilebilir. Tatarların, Türkleşen Mo-ğollar olduğu görüşü de doğru değildir. Önce, Cen-giz Han Moğol değildi, Türk'tü. Diğer taraftan; Türk-leşen Moğollar kavramı, 1256-1266 yılları arasında Altın Orda Devleti tahtında oturan Berke Han'ın ve halkının İslâmiyet ile şereflenmesinden sonra kulla-nılır olmuştur. Bu târihten önce de, yukarıda belirtil-diği gibi Tatar olarak anılan topluluklar vardı.
Giray Hanların, Cengiz Han soyundan geldiği bilin-mekte ise de, Cengiz Han'ın babasından önce de Tatar olarak anılan insanlar vardı. Hatta Ziya Gö-kalp, M.Ö. 174 yılında ölen Mete Han döneminde de Tatar adlı bir Türk topluluğunun bulunduğunu yazı-yor. Ancak Gökalp; Kırım ve Kazan Türklerinin, o dönemlerde yaşayan Tatarlardan ayrı bir soya men-sup olduklarını sözlerine ekliyor.
Cengiz Han orduları Kırım'a girdiklerinde, Türkler-le karşılaştı. Yarımada'da, beşinci yüzyılda Hunların gelişi ile birlikte Türk varlığı oluşmaya başlamıştı. Oluşum; Göktürler, Hazarlar, Peçenekler ve Kıpçak-lar ile Selçukluların gelişi ile devam etti.
Ruslar, 15. yüzyıldan itibâren istilâ ettikleri Türk topraklarında yaşayan bütün Müslümanları Tatar olarak anmışlardır. Araplar ise Tatar kelimesini, Hü-lâgü Han'ın Bağdat'ı yakıp yıkmış olması sebebiyle tahkir etme-aşağılama amacı ile kullanmışlardır.
Memluklar da ; büyük düşmanları olan İlhanlıları, Tatar olarak anarlardı. Timur için de aynı isimlendir-me söz konusu idi. Memluklar, kendilerine iltica eden Tatarlara, (cihangir bir topluluğun mensubu olarak kabul ettikleri için) itibar gösterirler, önemli makam-larda görevlendirirlerdi.
Tatar olarak anılan Türkler, Anadolu'ya Osmanlı'-dan önce geldiler. Osmanlılar ile ilk ilişkileri, Yıldırım Beyazıd Han döneminde orduda görev almaları ile başladı. Osmanlı Devleti'ne sadakatle hizmet ettiler. Yıldırım Beyazıd ile Emir Timur arasındaki Ankara Savaşı'nda Tatar Türklerin Emir Timur tarafına geç-mesinden söz edilir. Araştırmacılar, geçişin genel-leştirilemeyeceğini, münferit geçişlerin savaşın so-nucuna etki etmeyeceğini yazıyorlar. (Bu olay, ayrı bir makale konusu olarak Kalgay sayfalarında oku-yucuya sunulacaktır.)
Kırım Türkleri, çok iyi ata binerler ve hızlı at sürer-lerdi. Osmanlı yönetimi bunlardan, posta işlerinde yararlandı. Saray ile vilâyetler arasındaki mektupları, at üzerinde Kırım Türkleri götürüp getir-diler. Posta görevlilerinin sayısı artınca, başlarına Tatar Ağası denilen bir üst düzey memur tâyin edildi. Osmanlı'da Tatar denilince dâima posta görevlisi anlaşılmıştır.
SONUÇ:
Kırım'da yaşayan soydaşlarımızın çok azı, Türkis-tan'dan gelen Hunlar, Göktürkler, Kıpçaklar ile Avar ve Hazar Türklerinden oluşur. Bir başka küçük grup ta Selçuklu Türkleridir. Asıl büyük kütle, İslâmiyet'le şereflendikten sonra Türk kültürünü benimseyen, Türkleşen ve ana dil olarak Türkçe konuşan, Altın Orda Devleti halkından olan insanlardır. Fakat bun-ların hepsi, özellikle Kırım Hanlığı'nın kuruluşundan sonra tamamen kaynaşmış, tek bir millet olmuşlar-dır. Türkistan'daki Kara Tatarlar, Ak Tatarlar ve Bu-yır Nor Tatarları, Orhun Tatarları, Şimal Tatarları ayırımı, Kırım Türkleri için geçerli değildir.
İnsan topluluklarının hangi ırka mensup olduğunu belirleyen en güvenilir unsur; o toplumun sâhip oldu-ğu ve yaşattığı kültür manzumesidir. Dil, o kültür manzumesinin en önemli öğesidir. Ana dil olarak kullanılan anlaşma aracı, yazılı ve sözlü halk edebiyatı, târih şuuru, inanç sistemi, örf ve âdetler, müzik,se-vinçte ve tasada birlik, doğum, evlenme ve ölüm ile ilgili merâsimler… kültürün diğer öğeleridir. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda; ister Kırım'da, ister Kazan'da… isterse Trakya ve Anado-lu'da veya başka bir coğrafya diliminde yaşayan ve Tatar olarak anılan insanlar, öz-be-öz Türk'türler. Tatar ismi, Türklük şemsiyesi altında bir alt kimliktir. Kırım'da, milliyeti hakkında yeterli bilgiye sâhip ol-mayan; alt kimliği, üst kimlik olarak benimseyen az sayıda soydaşımız maalesef vardır.Bunlardan biri, bu satırların yazarına; “Siz bizi Türkleştirmeye ça-lışıyorsunuz !” Demişti. Bu yanlış anlayışın yaygın-laşmasını önlemek, millî bir vazifemiz olmalıdır.
Hiç şüphe yok ki; Kırım'da, göçler dolayısıyla Ana-dolu'da, Romanya'da, Ukrayna'da ve Rusya Fede-rasyonu'nda hatta Finlandiya ve Baltık Cumhuriyet-lerinde, Mançurya'da yaşayan Kırım kökenli soydaş-larımıza Tatar denilmesinde bir yanlışlık yoktur. Fa-kat soydaşlarımızın; Türklük ve Türkiye ile ilgili olma-dığını iddia edenlerin veya Türklerin dünya üzerinde sayıca az olduğu kanaatini uyandırmaya çalışanla-rın çarpık amaçlarına hizmet edilmesinde de uy-gunluk görülemez. Özellikle, Türkiye'de yeni etnik gruplar, azınlıklar oluşturulmaya çalışılan bir dö-nemde… birlik ve berâberlik şuurunun diri tutulması için Türk soyundan gelenlerin, diğer milletler tarafın-dan dayatılan isimlendirmeleri tercih etmemelerinde sonsuz faydalar vardır.
(x) Endogami: Yalnız kendi aşiretinden, kabilesinden ve kültüründen olanlardan kız alma, kız verme yoluyla evlilik bağı kurulması. Bunun aksine egzogami denilmektedir.
YARARLANILAN KAYNAKLAR:
ANA BİRİTANİKA: Ana Yayıncılık. İstanbul-1994 İSLÂM İNSİKLOPEDİSİ: Millî Eğitim Bakanlığı Yayını. İstanbul-2001 İSLÂM İNSİKLOPEDİSİ: Türkiye Diyanet Vakfı. İstanbul- 2002 KIRIM TÜRK TATARLARI: Müstecip Ülküsal. İstanbul-1980 KIRIM VE KIRIM TÜRKLERİ: Ünver Sel. Ankara-1997 MEYDAN LAROUSSE ANSİKLOPEDİK SÖZLÜK: İstanbul-1973 OĞUZLAR: Prof. Dr. Faruk Sümer. İstanbul-1999 TARİH SÖZLÜĞÜ: Oğuz Çetinoğlu. (Henüz yayımlanmamış çalışma) TEMEL TÜRKÇE SÖZLÜK: Şemseddin Sâmi'den günümüz Türkçesine çeviren Prof. Dr. Mertol Tulum. İstanbul-1990 TÜRK MİLLÎ KÜLTÜRÜ: Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu. İstanbul-1997
|