Alem-i Medeniye
Haberler:
 
*
Selâm, Musafir. Lütfen kiriş yapıñız ya da aza oluñız.
Faalleştirme (aktivatsiya) mektübiñiz kelmegen olsa bu yerge basıñız.
2012 mayıs 22, 13:17:19


Qullanıcı adıñıznı, paroliñizni ve faal qalma müddetini kirsetiñiz


Saife: [1]
  BASTIR  
Yollağan Mevzu: TATARLAR VE KÖKENLERİ  ( 814 kere oqulğan)
metehanoğlu
Full Member
***
Offline Offline

Beyanat sayısı: 87


Azalıq malümatı
« : 2010 mart 12, 01:21:39 »

 TATARLAR VE KÖKENLERİ


Öncelikle bu makaleyi neden yazdığımı siz sevgili okuyucularıma anlatmak isterim. Ülkemizde AB ve ABD ile bunlara bağlı sivil toplum örgütlerinin yürüttüğü faaliyetlerin bulunmakta olduğu herkesçe bilinen bir husustur. Bu faaliyetlerden bir tanesi de ülkemiz insanlarını mozaiklik olgusuna alıştırmak ve onlara Türk olmadıkları, farklı etnik kökenlerden geldikleri fikrini benimsetmektir. Türklük olgusu bir üst kimlik konumuna yerleştirilmeye çalışmakta ve bu çalışmalar başarı sağlamaktadır. Hâlbuki bu çalışmalara kaynak ayıran emperyalist devletler kendi ülkelerinde sıkı bir ulusçuluk göstermekte, tersi yöndeki her yönelişi olması gerekeni yaparak, boğmaktadır.

Ülkemizde özellikle Türkmen, Tatar, Alevi, Yörük, Karakeçili… Vs. gibi öz Türk unsurlar ayrı birer etnisiteymiş gibi gösterilmekte, ne yazık ki insanlarımız bu hiçbir ilmi delile dayanmayan safsataları gerçek gibi kabul edip gaflete düşmektedirler.

Ben, bu yazımda bu Türk unsurlardan Tatarları inceledim. Türkmen, Yörük, Alevi, Karakeçili, Tahtacı gibi unsurların Türklüğünün tartışmasız bir biçimde bizzat vatandaşlarımız tarafından bilindiğinin farkında olarak ve bu konuda yapılmış ilmi çalışmaların bu konuyu açık açık ortaya koyduğunu bilerek sadece Tatarların kökenlerini, çeşitli kaynaklardan, ortaya koydum ki kendini Moğollukla ilişkilendiren vatandaşlarımız ne kadar öz Türk olduklarını bir nebze fark edebilsinler.

Öncelikle bilinmesi gerek ilk husus gerçek Tatarların kimler olduğu ve nerelerde faaliyet göstermiş olduklarıdır. (Daha sonra örnek olarak koyduğumuz kaynaklarda Karadeniz’in Kuzey sahasındaki “Tatar” adı verilmiş Türkleri de göreceğiz.)

Bir kavim adı olarak “Tatar” kelimesi ilk defa Orhun Yazıtlarında geçmektedir. Bu yazıtları ilk defa okumuş olan Thomsen, bu kavmi Moğol asıllı olarak saymaktadır. Thomsen ve Rene Giraud bu kavmin yerleşme alanını Baykal Gölünün güney doğusuna yerleştirirler. Orhun Yazıtlarında “Dokuz Tatar” ve “Otuz Tatar” isimleri geçmektedir ve bir daha hiçbir yerde rastlanmayan “Otuz Tatarlar”, Bahaeddin Ögel’e göre günümüz Moğolistan’daki Moğollarla akrabadırlar.[1] Tatar adı, çeşitli tarihlerde Türk ve Moğol kabileleri için müşterek bir ad olarak kullanılsa da başlangıçta Moğolları ifade etmiştir. Geçmişte, günümüz Moğolistan’ının doğu kısmında yaşayan kabilelerin büyük bir kısmı Moğol olup, bunlar Moğol adını sonradan benimsemişlerdi. O dönemde bu kabilelerin başında Kereyit, Nayman ve Tatar kabileleri gelmekteydi. Bu arada özellikle Naymanların Türk mü Moğol mu olduğu konusunda da tartışmaların devam ettiğini söylememiz gerekir. Saydığımız kabilelerden Tatarlar, en kalabalık ve güçlü kabileydi. Bu durum birçok Moğol ve Türk kabilesinin (boyunun) yabancılarla münasebetlerinde kendi adları yerine Tatar adını kullanmalarına neden olmuştu. Tarihte bu tür örneklere sık sık rastlanmaktadır. Mesela Reşideddin’de Moğol adının sadece Cengiz Han’ın mensup olduğu boyun adı olup, sonradan diğer boyların da kendini Moğol olarak adlandırmaya başladığına dair şöyle bir örnek bulunmaktadır: “Diğer kavimlere o zaman Moğol demezlerdi. Çünkü şekil, heyet, lakap, lehçe ve gelenekleri birbirine yakın olmakla beraber eskiden farklı idiler.”

Çin kaynakları 842 yılından sonra “Ta-ta” ismiyle Tatarlardan bahsetmeye başlar. Bu kaynaklar Moğolistan’daki kuzey Tatarlarına “Kara Tatarlar”, Alaşan bölgesindeki güney Tatarlarına ise “Ak Tatarlar” derler. Çin kaynaklarına göre, asıl Moğollar, en eski Moğollar (20 Kabile), Kara Tatarlar (9 Kabile), Ak Tatarlar (15 Kabile), Vahşi Tatarlar olmak üzere dört kısma ayrılmaktaydı. Bunlardan Ak Tatarlar bir Türk kabilesi olan Öngütleri ifade etmektedir ki bunlar Sha-t’o Türklerinin Cengiz devrindeki torunlarıdır.[2] Aynı zaman da Ak Tatarlar, 9 kabileden oluşmaları sebebiyle, Orhun Yazıtlarındaki “Dokuz Tatar”lar da olabilirler. Çin kaynaklarının da Türk olan Ak Tatarlar konusunda hataya düştüğünü söyleyebiliriz.

Tatar kelimesinin etimolojisine gelirsek karşımıza bu ismin Türkçe olduğu çıkmaktadır. “Tatar” sözü Türkçe asıllı olup Türkçe olan “-ar” ekiyle türetilmiştir. (Tatar, Avar, Hazar, Bulgar, Macar..vs. gibi) “Ar”,”Ir”, “Er” kişi anlamına gelmektedir. Mesela Kazan Tatarcasın da (Türkçe) “İr” sözcüğü “erkek kişi” anlamına gelmektedir.

“Tatar” kelimesinin kökü Tat- Kaşgarlı Mahmud’a göre “Müslüman olmayan, Uygur” manalarını verir. “Tatar” kelimesinin kökü Tat’da Tad, dat, yat kökündeki d-y seslerinin değişimi görülür. Bu değişim Türk dillerinde olağandır. “Tat” sözü Yat/Yad (yabancı) sözünün değişmiş bir şekli olup Tat-ar adı da “Yabancı kişi” anlamına gelmektedir. Böylece Tatar adı ilk olarak Asya’da, daha sonra da Avrupa’da yaygın hale geldi. Daha sonra Arap ve Ermeni tarihçileri bu tabiri Moğol ve Türkler için kullandılar. Örnek olarak Memluklar Timur’u “Tatar” olarak isimlendirdiklerini ve Gürcü yazarların ise Türk olan Ak Koyunlular ile Kara Koyunluları “Tatar” olarak isimlendirdiklerini belirtebiliriz.[3]

 

ÇEŞİTLİ KAYNAKLARDA KARADENİZİN KUZEYİNDEKİ TATARLARIN TÜRKLÜĞÜNE DAİR BİLGİLER (Çeşitli Satırlar Verilmiştir)

Bu bölümde Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlarda Tatar olarak anıla gelen ve ülkemizde de yaşayan insanlarımızın Moğol değil Kıpçak Türkü kökenli olduklarına dair çağımızın en önemli otoritelerinin bazılarının tespitlerini veriyoruz. Bunun dışına bir de kaynakça koyacağız ki okuyucumuz bu örneklerini yazdığımız kaynakların dışındaki diğer önemli kaynaklara ulaşabilsinler. Gerçekten de bu konuda faydalanılabilecek kaynaklar pek çoktur. Biz sadece bir kaçını örnek olarak yazdık. Diğerlerini de kaynakçamıza ekledik.

 

1. George VERNADSKY:

“(Batu’nun Ordusu) Moğol subayların kumanda ettiği güçlü ve iyi talimli bir Türk ordusu elinin altındaydı. Orta Asyalı Türkmenlere ilaveten birçok Kuman (Kıpçak) ve Alan savaşçısı Batu’nun kuvvetlerine katılmışlardı.[4]

Moğollar, ırk olarak Altın Ordu toplumunda küçük bir azınlık teşkil ediyorlardı. Ordu’nun büyük kitlesi Türklerden meydana geliyordu.

Altın Ordu’daki Moğolların ekserisi Çingiz Han’ın Cuci’ye tahsis ettiği 4 bin askerin soyundan geliyorlardı; Kuşin, Kıyat, Kinkit ve Saycut kabilelerine mensuptular. Altın Ordu’nun batı kısmında (Volga’nın batısında) Türk unsuru ekseriyetle Kıpçaklar (Kumanlar) temsil ediyorlardı, ama Hazarlarla Peçeneklerin bakiyeleri de vardı. Volga’nın orta kesiminin doğusunda, Kama Nehri havzasında Bulgarların bakiyeleri ile yarı yarıya Türkleşmiş Ugorlar yaşıyorlardı. Aşağı Volga’nın doğusunda Mangıtlar ve diğer Moğol klanları, ekserisi İrani yerlilerle karışmış olan Kıpçak ve Oğuz gibi birçok Türk kabilesine hükmediyorlardı. Türklerin sayıca çokluğu Moğolların Türkleşmesini tabi kılmıştı ve hakim sınıflar arasında bile Moğol dilinin yerini Türkçe almıştı. Yabancı devletlerle diplomatik yazışma Moğolca yapılıyordu, ama iç meselelerle ilgili 14. ve 15. yüzyıl belgelerinin çoğu bizim bildiğimiz kadarıyla Türkçe (genelde Çağatay Türkçesi) idi. Saray şehrinde kendilerine ayrılmış mahalleleri bulunan Ruslar, Alanlar ve Çerkezler siyasi bakımdan Türklerden aşağı bir seviyededirler.[5]

Markizi, Tatar derken muhtemelen sadece Kumanları değil, bilakis Altın Ordu’nun bütün Türk tebaasını kastetmektedir.9]

Kumanda zümresi bilhassa Moğollardan, daha doğrusu Tatarlardan(Moğollaşmış Türk) ibaret olmakla beraber, askerlerin çoğunluğunu Orhon-Yayık ve İrtiş aralarında yaşayan Türk urukları teşkil ediyordu.[10]

Netice itibarıyla Moğol istilasından sonra da Kıpçak ilinin etnik durumunda bir değişiklik olmadı. Diğer yandan da yukarıda da belirtildiği gibi Kama boyundaki Kıpçak ve galiba onlarla beraber olan Kimeklerin gelmesi ile Orta İdil boyundaki Türk unsuru artmış ve İdil Bulgarları da Kıpçaklaşmışlardı. Böylece Moğol istilasının bir neticesi Orta İdil boyundaki Türk ahalisinin daha da Türkleşmesini mümkün kılmasıdır. Bugünkü Kazan Türklerinin(Tatar) kavmi teşekkülleri işte bu tarihi olaylarla izah olunmaktadır.[11]

Batu Han’ı kumandasında fütuhat yapan kuvvetlerin 600 bin kişiden ibaret olduğu söylenmektedir; bunun ancak 60 bin’i Moğol’du. Kalan kısmı muhtelif Türk kavimlerinden toplanmıştı. Kumanda heyetinin ve bazı memuriyetlerin başında Moğollar, bilhassa bunların Tatar zümresi bulunmakta idi. Tatar adının menşeinin Türk olması lazım geldiğini söylemiştik. İşte bu sebeptendir ki Moğol istilasını yapan kuvvetlerin hepsine Moğol ve Türk fark etmeksizin “Tatar” adı verilmişti. Tarihin mislini bir daha görmediği bu hayret verici seferler, kazanılan meydan muharebeleri hep “Tatar” kumandanlar tarafından idare edilen Moğol ordusunda herkesin “Tatar” olmakla iftihar ettiğine şüphe yoktur. Aynı zamanda “Tatar” olarak adlandırılmak Moğol-Türk Kağanlığında imtiyazlı bir zümreye aidiyeti göstermekte idi. Bu sebepledir ki Moğol ordularındaki Türk kavimleri kendilerini böyle tesmiye etmeseler bile yabancılar karşısında böyle görünmeye başlamışlardı. Çok geçmeden İdil boyunda yerleşen Moğol-Tatarlar, kalabalık Türk unsuru arasında eriyip gitmişlerse de, bu sahanın ahalisi Türk olmasına rağmen, “Tatar” adı ile anılmaya başlanılmışlardır.[12]

(Altın Ordu Devletinin Türk Karakteri) Bu devlet, ahalisinin büyük bir kısmı-Rus yurdu müstesna- halis Türk idi. Ancak üst tabakada Moğol unsuru mevcuttu. Moğolların yine Türklerle kardeş olmaları hasebiyle bu unsur kısa bir zaman içerisinde Türkleşmiştir. Devlet teşkilatı Cengiz’den çok önce teşekkül eden nizamdan ibaretti. Gök-Türk ve Uygur teşkilatının mühim unsurlarının Altın Ordu’da da mevcut olduğu muhakkaktır. Hele teşkilat sözlerinde Uygurca terimlerin kullanıldığı görülmektedir. Bunun içindir ki Altın Ordu ve sonraki Hanlıkların devlet ile iktisadi ve içtimai teşkilatlarını öğrenmek ancak önceki Türk devletlerinin durumlarını bilmeğe bağlıdır.[13]

(Tatar Adına Dair) (Kazan Hanlığı Bahsi) bu İdil boyu Türklerine “Tatar” adı verilmesinin sebebi: Moğol istilası zamanında askeri teşkilatın ve istila bitip Altın Ordu Devleti kurulduktan sonra, idari teşkilatın başında bulunan “Tatar”lara izafeten verilen bir isimdir. Ruslarla temas edenler, bilhassa Tatarlardan tayin edilen Tatar “Baskak”ları ve askerleri taht ilinde (Saray şehri) Tatar zümreleri olduğundan, Ruslar alelumum Altın Ordu’daki bütün ahaliyi “Tatar” tesmiye etmişlerdir; bu cümleden olarak eski Bulgar Devleti ahalisi de sırf Altın Ordu hâkimiyetinde bulunması hasebiyle bu isimle anılmaya başlanmıştır. Tatarların çok eskiden bir Türk kabilesi olduğu kuvvetli bir ihtimal olmakla beraber, 13. yüzyılın başında artık tamamıyla Moğollaştığı malumdur. “Tatar” adının İdil boyunda Moğol istilasından önce de kullanıldığına dair öne sürülen görüşler ciddi delillere dayanmıyor. Bu suretle Kama mansabındaki Türk ahali tamamıyla Türk olduğu halde, bilhassa Ruslar tarafından verilen bir Moğol adı ile tanınmışlardır. Mamafih bu “Tatar” adı İdil boyu Türklerince hiçbir zaman benimsenmemiş; ancak Rus siyasi baskısı altında kabul ettirilmiştir. Yani göçler ve değişmelerin neticesinde İslam olmayan Bulgar ahalisinin bir kısmının Suru Nehri mansabındaki ormanlık sahaya gittiği ve bir kısmının da eski dinlerine yani şaman olarak Bulgar memleketindeki ormanlar arasında kaldığı anlaşılıyor. Müslüman kısmı da bilhassa Kuman (Kıpçak) ve diğer Türklerle karışmışlardır.[14] İşte bu sebeptendir ki bugünkü Kazan Türkçesinin (Tatarcasının), esasını Kıpçak Türkçesi teşkil etmiştir.18] şöyle söz eder: ‘Ruslardan, Çerkezlerden, Bulgarlardan, Kıpçaklardan, Alanlardan, Kırım’da Kefe ve Azak ahalisinden, Başkurtlardan ve Mordvalardan oldukça büyük bir ordu topladı.’ Aynı yazar Timur ve Toktamış orduları arasında 1391’de Kunduzça mevkiinde yapılan muharebeyi tasvir ederken Timur ordusunda Osman bahadır’ın birliğinde bir Kıpçak koşunu bulunduğunu yazıyor. Onun buna benzer birçok koşunları bulunduğu anlaşılıyor. Batu’nun seferi dolayısıyla ve bundan sonra Deşt-i Kıpçak’a gelen Moğollar birkaç kabileden oluşuyorlardı. Lakin Deşt-i Kıpçak’taki şartlar altında sadece iki büyük Moğol kabilesi Konguratlar ve Mangıtlar, yalnız kabile birliklerini muhafaza etmekle kalmamışlar, ayrıca önemli birer grup teşkil etmişlerdi. Fakat birliklerini muhafaza ettikleri halde kendi Moğol dillerini unutarak Türkleşmişlerdi. Sonradan 15. yüzyılın son yarısında Mangıtlar adlarını değiştirerek Nogay adını almışlardı. (Bu yoruma da katılmaktayız! Emir Nogay’ın halkına bakınız. C.A.) Kazan kronikçisine göre 15. yüzyılın seksenli yıllarında Volga’nın doğu kıyısına geçerek Yayık’a kadar yayılmışlardı. Kongratlar ve Mangıtlar yavaş yavaş göçebe Türk toplumuna girmişler ve kendilerini Türk saymaya başlamışlardır.[19]”

4. Rene GROUSSET:

“Moğol Avrupa’sı uçsuz bucaksız bozkırları ile bir boşluktu. Rubruck’un orası hakkında yazdıkları bize fikir vermektedir: ‘Yolumuz üzerinde gök ve topraktan ve bazen sağ tarafımızda deniz ve şurada burada iki fersah mesafeli Kuman kurganlarından başka hiçbir şey göremeden daima doğuya ilerliyorduk.’

Bu bozkırda Moğol aşiretleri, daha doğrusu Moğol unsurlarının hakim olduğu Türk orduları göçebe hayatı yaşıyordu; zira, Reşideddin’in bize aktardığı Cengiz Han’ın ‘vasiyetnamesine’ göre Büyük Kağan, Batu’ya ancak dört bin esas Moğol veriyor, geri kalan ordular ise müttefik Türkler olan Kıpçaklar, Bulgarlar, Oğuzlar..vs.den meydana geliyordu. Bu da Cuci Hanlığının neden bu kadar Türkleştiğini açıklamaktadır.23]”

6. İlyas KAMALOV:

“Ele geçirilen bölgedeki nüfusun çoğunu göçebe Kıpçaklar oluşturduğu için bu bölgeye Deşt-i Kıpçak, yani Kıpçak Bozkırları adı verildi.[24] Aileleri ve bütün malları, özellikle hayvanları ile beraber Cuci Ulusuna gelen Moğolların sayısı azdı. Ancak bu toprakların işgaliyle sıkı sıkıya bağlı olan bu hareket bir göç olarak düşünülmemelidir. Moğolların çoğunluğunu oluşturan esas kitle Moğolistan’da kaldı. Bu durum karşısında işgal edilen memleketlerin (Kıpçak Bozkırlarının) Moğollaşmasından söz etmek mümkün değildir.[25]”

SONUÇ YERİNE

Sonuç olarak Moğollar arasındaki “Tatar” adı bir Moğol boyunu ve Moğolistan sahasındaki Türk- Moğol boylarını ifade etmekteyken Türk dünyasında, özel olarak Kıpçak bozkırlarında, ortaya çıkan “Tatar” adı ise Kıpçak Türklerini ifade etmektedir. Artı olarak bugünkü Moğolistan sahasında ise, geçmişte Tatar olarak adlandırılmış Otuz Tatar, Dokuz Tatar gibi Türk-Moğol kabilelerinin yaşamış oldukları bilinmektedir.[26]

Kıpçak sahasını fetheden Batu’nun ordusunun büyük bir kısmını yine Türkler oluşturmuşlardır ve orduda çok az sayıda bulunan Moğollar, Deşt-i Kıpçak sahasındaki Türklerle karışarak kısa sürede eriyip gitmişlerdir. Ele geçirilen ülkede de, ele geçiren orduda da azınlıkta olan bir grubun sayıca ve kültürce üstün olanlar arasın Türkleşmesi kaçınılmaz bir sonuçtu.

Kazan’daki, Kırım’daki Türkler Kıpçak Türkçesiyle anlaştılar, anlaşırlar ve Karadeniz’in kuzey sahasında yaşayan Türklere “Tatar” adı Ruslar tarafından verilmişti.

Çarlık devrinde Ruslar, ele geçirdikleri bütün “Türk” boyları için “Tatar” sözünü kullanmışlardı. Ancak Ruslar, bu dönemde bu adı hiçbir zaman “Moğol” anlamında kullanmamışlardı. Ruslar, bu Türklere “Tatar” demekle beraber “Türk” kökenli olduklarını inkâr edemediklerinden, onlara “Türkî” (Türkler) de demişler. Türkiye Türkleri için ise “Turok” adlandırmasını kullanmışlardır. Bu tabirler İngiliz ve Amerikan eserlerine de geçerek Rusya Türkleri “Turkic”, Türkiye Türkleri ise “Turkish” olarak adlandırılmıştır.[27]

Sovyet devrinde ise “Tatar” sözünün Türk manasında kullanılması terk edilerek, bunun yerine her Türk boyunun kendi adını kullanması, her boyun adının ayrı birer millet adıymış gibi öğretilmesi sistemi kabul edilmişti. Bu sistem, siyasi amaçlarla tatbik edilen bir sistemdi ve amaç: “Türk camiasından olmadıklarına inanan Başkurt, Kazak Kırgız, Özbek gibi suni milletlerin yaratılmasıydı.”

Türk boyları için ayrı ayrı alfabeler ve yazı dilleri geliştirildi. Ayrıca onlara tarihi bakımdan birbirleriyle ilişkisi olmayan ayrı milletler oldukları fikri aşılanmaya çalışıldı. Amaç Türkiye Türkleri ile Rusya’da ki kardeşlerinin bağlarını koparmak ve bu kardeşlerimizde “biz Türk değiliz” inancını yerleştirmekti.[28] Türkiye’deki Tatar kardeşlerimizin bir kısmı da, kendilerine bulaştırılan bu Sovyet virüsünün ve şimdiki emperyalist güçlerin amaçlarının sonucu olarak, “biz Türk değil Moğol’uz, Tatarız” gibi ilmi temeli olmayan düşüncelere saplandılar. Halbuki gerçek Tatarların torunları Moğolistan sahasında yaşamaktaydılar, yaşamaktadırlar.

Bu makalemiz de gerçekleri yazmaya, otorite kabul edilen araştırmacıların konu hakkında yazdıklarından örnekler vermeye çalıştık. Umarım okuyana faydası olur; çünkü Rusya Türkü: “Men Kazanga baramen” derken Türkiye Türkü “Ben Kazana varamam” demekle ne kadar yakın olduklarını ifade etmektedirler. Aradaki tek fark Kıpçak lehçesi ile Oğuz lehçesi arasındaki lehçe  farkıdır.

CAHİT ALPTEKİN

 

 

 

ÖRNEK OLARAK FAYDALANDIĞIMIZ VE ARTI OLARAK ÖNERDİĞİMİZ KAYNAKÇA

 

ABEŞİ, H., A., (2001) Türk Kavimleri Tarihi, İstanbul, Şa-to Türkiyat, 1. Baskı.

D’OHSSON, C. (2006): Moğol Tarihi, İstanbul, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 1. Baskı.

GROUSSET, R. (2006): Bozkır İmparatorluğu, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 5. Baskı.

GOLDEN, P, B. (2007): Türk Halkları Tarihine Giriş, Çorum, Karam Yayınları, 2. Baskı.

GÜRÜN, K., (1981): Türkler ve Türk Devletleri Tarihi 1, İstanbul, Karacan Yayınları, 1. Baskı.

KAMALOV, İ., (2009): Altın Orda ve Rusya Rusya Üzerindeki Türk Tatar Etkisi, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 1. Baskı.

KAMALOV, İ., (2007): Avrasya Fatihi Tatarlar, İstanbul, Kaknüs Yayınları, 1. Baskı.

KURAT, A., N., (2002): IV- XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Ankara, Murat Kitabevi Yayınları, 3. Baskı.

ROUX, J., P., (2001): Moğol İmparatorluğu Tarihi, İstanbul, Kabalcı Yayınları, 1. Baskı.

ROUX, J., P., (2007): Türklerin Tarihi Pasifikten Akdeniz’e 2000 Yıl, İstanbul, Kabalcı Yayınları, 1. Baskı.

TOGAN, Z., V.. (1981): Umumi Türk Tarihi’ne Giriş, İstanbul, Enderun Kitabevi, 3. Baskı.

YAKUBOVSKİY, A., Yu., (2000): Altın Ordu ve Çöküşü, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara

ZEKİYEV, M., Z., (2007): Türklerin ve Tatarların Kökeni, İstanbul, Selenge Yayınları, 1. Baskı.

 

 

 


--------------------------------------------------------------------------------
[1] Kamuran Gürün, (1981): Türkler ve Türk Devletleri Tarihi 1, Karacan Yayınları, İstanbul, s. 222, 223.

[2] Konuyla ilgili bkz. GROENBECH, K. (1944): “İç Moğolistan’daki Türk Yazıtları”, Belleten, Cilt VIII, Sayı 31, .Sayfa: 457-460, ÖGEL, B. (2002): Çingiz Han’ın Türk Müşavirleri, İstanbul, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 1. Baskı, EBERHARD, W. (1944): “Ongutlar Hakkında Mülahazalar”, Belleten, Cilt VIII, Sayı 32, Sayfa: 584-588, D’OHSSON, C. (2006): Moğol Tarihi, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 1. Baskı, VLADİMİRTSOV, B.Y. (1995) Moğolların İçtimai Teşkilatı / Moğol Göçebe Feodalizmi, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 3. Baskı, İNAN, A. (1998): Makaleler ve İncelemeler I, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 3. Baskı, VASARY, I. (2007): Eski İç Asya’nın Tarihi, İstanbul, Ötüken Neşriyat. (Çeviren: Dr. İsmail Doğan), 1. Baskı, ROSSABI, M. (2008): Kubilay Han’ın Seyyahı Doğudan Batıya İlk Yolculuk, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, (Çeviren: Ekin Uşşaklı), 1. Baskı, TOGAN, Z., V.. (1981): Umumi Türk Tarihi’ne Giriş, İstanbul, Enderun Kitabevi, 3. Baskı, GROUSSET, R. (2006): Bozkır İmparatorluğu, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 5. Baskı, GOLDEN, P, B. (2007): Türk Halkları Tarihine Giriş, Çorum, Karam Yayınları, 2. Baskı, ROUX, J., P. (2006): Orta Asya Tarih ve Uygarlık, İstanbul, Kabalcı Yayınevi, 2. Baskı, ROUX, J., P. (2007): Türklerin Tarihi Pasifik’ten Akdeniz’e 2000 Yıl, İstanbul, Kabalcı Yayınevi, 1. Baskı, BARTHOLD, V., V. (2006): Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, IV. Dizi, Sayı 16, LİGETİ, L. (1970): Bilinmeyen İç Asya II, Milli Eğitim basımevi, 1. Baskı, GUMİLËV, L., N. (2002): Muhayyel Hükümdarlığın İzinde, İstanbul, Selenge Yayınları, (Çeviren: Ahsen Batur), 1. Baskı

[3] İlyas Kamalov, (2007): Avrasya Fatihi Tatarlar, Kaknüs Yayınları, Ankara, s. 19-22.

[4] George Vernadsky, (2007): Moğollar ve Ruslar, Selenge Yayınları, İstanbul, s. 82.

[5] Vernadsky, 2007: 254.

[6] Vernadsky, 2007: 338.

[7] Akdes Nimet Kurat, (2002): IV- XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Murat Kitabevi Yayınları, Ankara, s. 99.

[8] Kurat, 2002: 100.

[9] Kurat, 2002: 120.

[10] Kurat, 2002: 121.

[11] Kurat, 2002: 122.

[12] Kurat, 2002: 128.

[13] Kurat, 2002: 132.

[14] Kurat, 2002: 153.

[15] Kurat, 2002: 154.

[16] A. Yu. Yakubovskiy, (2000): Altın Ordu ve Çöküşü, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, s. 34.

[17] Yakubovskiy, 2000: 35

[18] Yakubovskiy, 2000: 132.

[19] Yakubovskiy, 2000: 133.

[20] Rene Grousset, (2006): Bozkır İmparatorluğu, Ötüken Neşriyat, İstanbul, s. 432.

[21] Jean Paul Roux, (2001): Moğol İmparatorluğu Tarihi, Kabalcı Yayınları, İstanbul, s. 278.

[22] Roux, 2001: 280.

[23] Jean Paul Roux, (2007): Türklerin Tarihi Pasifikten Akdeniz’e 2000 Yıl, Kabalcı Yayınları, İstanbul, s. 286.

[24] İlyas Kamalov, (2007): Avrasya Fatihi Tatarlar, Kaknüs Yayınları, Ankara, s. 22.

[25] Kamalov, 2007: 23.

[26] Kamalov, 2007: 25.

[27] Kamalov, 2007, 26.

[28] Toktamış Ateş’in tarafımdan incelenip eleştirisi yapılan makalesine bakınız. (Günlük sayfası)
Logged
metehanoğlu
Full Member
***
Offline Offline

Beyanat sayısı: 87


Azalıq malümatı
« Cevap #1 : 2010 mart 12, 18:23:13 »

...................
« Soñki deñişiklik: 2010 mart 12, 18:28:30 Yollağan: metehanoğlu » Logged
metehanoğlu
Full Member
***
Offline Offline

Beyanat sayısı: 87


Azalıq malümatı
« Cevap #2 : 2010 mart 12, 18:29:51 »

okuyunuz
Logged
metehanoğlu
Full Member
***
Offline Offline

Beyanat sayısı: 87


Azalıq malümatı
« Cevap #3 : 2010 mart 12, 19:20:56 »

okumadan yorum yapmaya ne denir?
Logged
Saife: [1]
  BASTIR  
 
Barmağa istegen yeriñiz:  

MySQL ile küçlendirildi PHP ile küçlendirildi Powered by SMF 1.1.8 | SMF © 2006, Simple Machines LLC

XHTML 1.0 keçerli! CSS keçerli! Dilber MC Theme by HarzeM