Alem-i Medeniye
Haberler:
 
*
Selâm, Musafir. Lütfen kiriş yapıñız ya da aza oluñız.
Faalleştirme (aktivatsiya) mektübiñiz kelmegen olsa bu yerge basıñız.
2012 fevral 12, 15:40:22


Qullanıcı adıñıznı, paroliñizni ve faal qalma müddetini kirsetiñiz


Saife: [1]
  BASTIR  
Yollağan Mevzu: TATAR KHANLARI  ( 1064 kere oqulğan)
batugeray
Hero Member
*****
Offline Offline

Beyanat sayısı: 340


CİHANGİR BORAN ---- ( Qırım TATAR'I ) -----


Azalıq malümatı
« : 2009 dekabr 05, 20:32:22 »

















İngilizce:   The Tatar invasion,

Türkçe:  Tatar istilası

The Tatar invasion - Tatar istilası.  Bunlardan birini internette tıklarsanız karşınıza, Tatar istilasını gösteren birçok harita ve doküman çıkar; ancak ne önemi var? bu mirastan bize ne kaldı? Elimiz de nereleri tutabildik? Birbirimize düşmeseydik kimin haddineydi Tatar a baş kaldırmak?

TATARLAR SADECE TATARDIR.

Bugün Bız Kırım Tatarları kim olduğumuzu çok iyi biliyoruz; biz sadece Tatarız. İçimizde her millette olduğu gibi (Nogay, Tat, Yalıboyu Türkleri vb.) azınlıklar hep oldu ve olacaktırda; fakat bir bakıyoruzki, Tatar kökenli olmayan herkez, bizim Tatar adımızı yok etmek amacı ile soyumuzu ya Alan-Kuman Bulgarlarına, ya Kıpçak Bulgarlarına, yada Türklere bağlamaktadırlar. Birde Cengiz Khan Atamız ve onun soyundan gelen Khanlarımıza da, Moğol diye iftira atılmaktadır.

Bu tür uyduruk tarih düzmecelerini çok okuduk ve filmlerini de çok seğrettik; fakat booş. Bugün biz Tatarlar kim olduğumuzu iyi biliyoruz; Bu görüşler ya Rus Tarihçiler tarafından Rus yanlısı olarak yazılmıştır yada Türk tarihçiler Tarafından Osmanlı yanlısı olarak yazılmıştır.

Birde önemli bir konunun altını çizmek isterim. Günümüz Türk Tarihçileri Cengiz Khan Atamızı hep Moğol Asıllı olarak tanımlamaktadırlar; ancak o dönemlerde Orta Asyada, Moğol diye bir Milletin olmadığını artık herkez biliyor. O dönemlerde, Kırımdan Çin seddine kadar olan bölgede; Aynı kökene sahip dil gurubunun, (Ural-Altay dil gurubu) değişik şive ve lehçelerini konuşan; büyük ölçüde Töresi bir, göçebe kabileler vardı; hatta Bertold Spuler in iddeasına göre; Cengiz Khan Atamız,  Altay Tatarcası ile konuşuyordu. Tabi buda bilimsel bir iddea.

Bugün Moğolistanda yaşayan, Moğol dediğimiz Halha kavmide, Cengiz Khan Atamıza, Liyakat usulü ile bağlanan bir kavimdir. Tıpkı diğer göçebe kabileler gibi.

İşin aslı şudurki, Tatarlar ne Moğoldu, nede Türktü; hatta bu kelimelerin ne demek olduğunu bile bildiklerini sanmıyorum. Tatarlar sadece Tatardı. Tıpkı bugün olduğumuz gibi sadece Tatarız; ancak soyunu inkar eden soysuzlar her dönemde azda olsa çıkmıştır, çıkacaktırda.

Moğol kelimesi de, 100, bilemedin 150 yıllık uyduruk bir isimdir. Eğer siz 150 yıl öncesinde Moğol ararsanız, yine karşınıza Tatar çıkar, bu böyledir.

Rus ve Türk tarihçileri çok dinledik.
Birde bir Tatar gözüyle olaya bakarsak, benim bu konulardaki şahsi görüşlerim aşağıdadır.

Bugün internette, Kırım Tatarı yazdığımız da, ve google dan da, bir tarama yaptığımız da, Karşımıza çıkan dökümanların çok büyük bir çoğunluğu, Kırım Tatarlarının soyunu, o dönemlerde, Karadenizin kuzeyin de yaşayan Alanlara ve Kıpçaklara bağlarlar. Karadeniz kuzeyinde o dönemlerde Alan ve Kıpçaklar vardı doğrudur; ancak 1223'te Sabutay ve Cebe komutasındaki Tatar Ordusu gelince durum aynı kalmadı, bunu yok sayamazsınız.

Kimsenin Alan-Kuman veya Kıpçak olduğu yok be kardeşim, Benim bildiğim kadarı ile Tatarcada Kuman = İbrik anlamına gelir.

Olayı baştan alırsak: 1223 yılında, Sabutay ve Cebe komutasındaki Tatar Ordası İran'dan Kuzeye Kafkasya'ya geçerek bu bölgede bulunan Alan Kıpçak Ordusu'nu dağıtmıştır. 1223'te Ukrayna'da Kalka Nehri çevresinde Galiçya Knezi, Kiev Knezi ve diğer Rus Knez-lerinin oluşturduğu birlikle birleşen Kıpçak Hanı Yuri Konkavçeviç'in oluşturduğu 80.000 kişilik ordu, Tatarlar tarafından dağıtılarak Dinyeper Nehri'nin batısı'na sürülmüştür. (Yakubovskiy, Rızaeddin Fahreddin, Akdes Nimet Kurat)
 

Daha sonra bu Kıpçaklar Macaristan içlerine kadar kaçmışlar ise de, yine de Batu Khan Atam, onları orada da rahat bırakmayıp, oralara kadar Tatar akınları düzenleyerek büyük kısmını kılıçtan geçirmiştir. Kalan kıpçaklar da zaten asimile olup, Macaristan da eridiler.

Geriye kalan Kıpçaklardan ve Müslüman kama Bulgarların dan, yakalanan ve teslim olanlardan bir kısım halk, çiftçilik yapmaları için bırakıldı; ayrıca Bogul (Hizmetçi köle) olarak ta, bir kısımı bırakıldıktan sonra, geriye kalanlar Mısıra köle olarak satıldılar.

Sonun da, bu topraklar da, Altın orda Tatar Khanlığı kuruldu. Bu Khanlık Töre-i Cengiziye yasalarına göre, Cengiz Khan soyundan gelen Tatar Khanlarının idaresin de, uzun yıllar varlığını sürdürdü. Taki, Emir Nogay denen şahsiyet, Müslüman olupta, Nogayşılık denen, Siyasi bir birlik kurup; Tatarları büyük bir iç savaş ve felakete sürükleyene kadar. Bu iç savaşların ve Taht kavgalarının yıprattığı Altın Orda Tatar khanlığı, sonun da, Emir Timurun da desteği ile yıkıldı. Sonra ortaya Kazan, Kasım, Kırım Khanlıkları ve bağımsız Nogay urugları çıktı. Bunlar da birbirlerine düşüp kendi sonlarını kendileri hazırladılar; hatta bunların içinde Ruslar ile işbirliği yapan kabileler de çoktur. Sonuçta buralar, Rus istilasına uğradı ve bütün Tatarlar ya soykırıma uğradı; göçebilenler göçtü, kaçabilenler kaçtı. Kalanlarda zaten ya sürüldüler yada katledildiler. Asimilasyonu kabul edenler de, Kazak, Özbek, Moğol vb. gibi isimlerle varlıklarını bugüne kadar sürdürdüler.

Gelelim uyduruk tarih düzmecelerinin özüne: Bu uydurmacalara göre; Biz Kırım Tatarlarının  kökeni, Alan-Kuman veya Kıpçakmış.

Bu uydurmacayı bir an için doğru kabul edelim ve bir bakalım; Bilindiği gibi Kırım Khanlığı feodal bir devletti ve bu Devleti, Şırın, Barın, Argın, Kıpşak, Mangıt diye anılan Karar merciği,(Kerevşi) kabile Reislerinin seçtiği Cengiz Khan soyundan gelen ve Giray hanedanından olan, Khan yönetirdi. Genelde de, Kırımın en büyük ve güçlü kabilesi durumunda olan Şırın sülalesinin başındaki, Şırın Beyinin desteklediği Aday, Kırım Khanı olurdu. Peki Şırınlar Alan veya kıpçaksa, neden can düşmanları Cengiz Khan ve Batu Khan soyundan gelen GerayKhanları başlarına Khan olarak seçiyorlardı? Yoksa Kırım Khanlığının Kurultaylarındaki kararları veren; ayrıca Moskova ve Doğu avrupa da Dizleri titreten bunca Tatar süvarilerinin Başındaki bu feodal beyliklerin Reisleri, zihinsel özürlümüydü? Hiç sanmıyorum, ONLAR TATARIN ÖZÜ AĞA BABASI İDİLER.  Bugün biz Kırım Tatarları kim olduğumuzu, Atadan iyi bir şekilde duyduk, ÖĞRENDİK; kimseden de öğrenecek değiliz.

Ayrıca; Moğol kelimesi de, 100, bilemedin 150 yıllık uyduruk bir isimdir. Eğer siz 150 yıl öncesinde Moğol ararsanız, yine karşınıza Tatar çıkar, bu böyledir.

Moğolların gizli tarihi, diye de bir tarih varsa da, 150 yıl öncesinden daha geriye gidemez. bu konuda birçok çalışma vardır; ancak hepsi Tatar istilası altın da inim, inim inlemiş ülkelerce, bilinçli bir şekilde, büyük masraf ve harcama yapılarak yazılmış, uyduruk tarih safsataların dan başka bir şey değildir. Şu anda bile, bu kötü niyetli insanlar, harıl, harıl Cengiz Khan Atamın mezarını arıyorlar;  çünkü  o mezarı açıp delilleri karartmak istiyorlar ve dahası, Emir Timur Atamın Özbekistan daki mezarına yaptıkları gibi hayvanca muameleyi onun kalan kemiklerine de, hunharca yapmak istiyorlar. Sağlığın da atının nallarını yalayan iğrenç insanlar, şimdi bunların peşin de.
uyanın be kardeşim artık.

Malı ketken carlı tuvul, sanı ketken carlı.
Malı giden zarar da değil, Adı (yüzü) giden zarar da.

Sorular:

Neden Cengizhan, kendi kabilesinin ismini, feth ettiği bu geniş topraklara vermedide, babasını zehirleyen düşmanlarının ismi olan Tatarların ismini verdi? Neden?

Bu geniş coğrafyanın halkı, neden Moğol ismini kabullenmedi de, kendileri gibi yenik düşmüş bir kabile olan Tatar ismini kabullendi? Niye?

Bu kadar geniş coğrafyayı kapsayan bir halklar kitlesinin orta boy bir kabilecik olan Tatar ismiyle ne gibi bir alakası, gen ilişkisi, soy ilişkisi, kültür ilişkisi olabilirki?

İşte konunun püf noktası burası, isterseniz ben bunlara birkaç tane daha ekleyim.

Müslüman olmayan (Şamanist) Kafir Tatar ların, öldürülmesi vaciptir diye fetva çıkaran o zamanki Bağdat Halifesi, Halife Mustasım için, Bağdat seferi düzenleyen ve yenilgiye uğratan, sonra da yakalattırarak keçeye sardırıp atlara çiğneten ünlü  Khan  kimdi?

Cevap: İlhanlı Khanlığı nın lideri, Cengiz Khan ın Torunu, Hulagu Khan.

Altın orda (Gök Orda) Khanları, neden kendilerini hep, Moğol Kağanı değil de, Tatar Khan’ ı olarak tanıtıyorlardı?

Miladî on üçüncü yüzyılda yaşamış olan Arap tarihçi İbnül Esir, Neden Moğol kelimesi değil de, daima "Tatar" kelimesini kullanmaktadır? "Tatarların İslâm ülkelerine gelişi" "Tatarların Türkistan ve Maveraünnehr"e çıkışı" "Kâfir Tatarların Harzemşah üzerine yürüyüşü" gibi.
Cengiz Han"ın Celâleddin Harzemşah"a yetişmesini anlatırken "Celâleddin (Sind nehrini) geçemedi, Cengiz Han Tatarlarla ona yetişti" demektedir. İbn Kesir (öl.1372), Neden  Cengiz Han"ı anlatırken "Tatarların en büyük Sultanı, bugünkü meliklerinin Babası" ifadesini kullanır.

İbn Haldun da Neden "Bu sultan, Cengiz Han, Tatarların Sultanıdır" demektedir.
     

Moğol kelimesinin m’ sini bile anmayıp, hep Tatar kelimesini kullanan bütün bu Dünyaca ünlü Alimler ve Cengiz Khan dan tutun da, Altın Orda, ve Kırım Khanları da, dahil olmak üzere; Dünyayı titreten bunca Cengaver Khanlar, (hükümdarlar) yoksa zihinsel özürlümüydü? Hiç sanmıyorum.

ONLAR TATAR ‘ IN ÖZÜ, AĞABABASI İDİLER.


Bir de tutturmuşlar, Moğolların gizli tarihi 1240 diye uyduruk bir kitabı, biz Tatar gençlerine dayatıyorlar.

Bu uyduruk Tarih safsatalarına kendiniz inanıyormusunuz acaba? bu ve buna benzer Andersen den masalları, yıllardır okul kitapların da okuyup; Çin ve Rus yapımı filmlerde de, sürekli seğrediyoruz. Bence bu düzmece tarih safsataları, artık kabak tadı vermeye başladı diye düşünüyorum.
Biz Tatar gençlerini uyutmak için daha mantıklı masallar uydurmak zorundalar diye düşünüyorum.
Moğolların gizli tarihi 1240 yılında yazılamaz; çünkü o dönem de Dünya üzerin de kendine Moğol diyen bir kavim yoktu.  Şu anda da sadece, Halha denilen kavim kendine Moğol der ve onu da tam söyleyemez Mol diye telaffuz ederler; çünkü uyduruktur. Bu uyduruk kitabın çevirisini değil de, aslını getirseler dahi, o kitabın düzmece olduğu gerçeğini değiştiremezler.
Bir de şöyle bir durum vardır, Nisa suresinin  76. Ayetinin sonun da,  inne keydeş şeytâni kâne daîfâ (Muhakkak ki, Şeytanın hilesi zayıftır) der, Kuran;
Şöyle ki, biraz akıl ve biraz mantıkla bu uydurmacayı size biraz açıklamaya çalışayım.
Hesapta,
CENGİZ HANIN ÖLÜMÜNDEN 13 SENE SONRA
yazılmış Moğolların Gizli tarihi kitabında yazılanlara bakalım.sahife 19-20

"Yesügey bahadır yolda çekçer memleketindeki sarı bozkırda toplantı yapmış olan Tatar Halkına rastladı. Susadığı için atından inerek toplantı yerine geldi. Bu Tatarlar onu tanıdılar yapmış olduğu yağmanın intikamını düşünerek onu gizlice öldürmeye karar verdiler ve (içkisine) zehir katarak zehirlediler.Yesügey içinde fenalık hissederek yola çıktı, Üç gün sonra evine geldiğinde dahada fenalaşmıştı."

Burada yazılanları bir an için gerçek olarak düşünürsek, Cengiz Khan dan tutun da, Altın Orda ve Kırım Khan ları, GerayKhan lar da dahil omak üzere, her biri bir deha sayılabilecek Cihanı titreten büyük Cengaver Khanların Atası Yesügey Bahadır Atamızın zeka seviyesi, 4 yaşındaki bir çocuk kadar bile değil; çünkü Yolda karşılaştığı hesapta düşman bir kabilenin içine giriyor ve içecek bir şeyler istiyor, ve dahası bu düşman kavim, onu hemen oracıkta öldürebilecek durum da iken,  çok kalleşçe içkisine zehir atıp zehirliyorlar.  Vaaay beee, ben de çok sinirlendim bak şimdi.

Yaa bu Çinlilerle Rus Şövenistler biz Tatar gençlerini, gerizekalımı sanıyorlar acaba?

Birde tutturmuşlar biz Kırım Tatarlarının aslı Kıpçak mış mış! Hadi ordan.

Kıpçaklar:

"Batıda daha çok dış görünüşleri ile alâkalı olarak, sarışın manasına gelen çeşitli adlar verilen Kıpçaklar, kaynaklarda beyaz tenli, sarı saçlı, güzel görünüşlü insanlar olarak tasvir edilmektedirler.

 Kıpçak devleti, 1238-39 yılarında Altınorda Hanı Batu han tarafından tamamen işgal edilmiştir. Kıpçakların bir kısmı Macaristan’a çekilmişler, bir kısmı da İtil Bulgarları ile karışarak Kazan Türklerinin oluşmasında önemli rol oynadılar.

Karadeniz’in kuzeyinde kalan Kıpçaklardan pek çoğu daha sonraki yıllarda Mısır’a götürülmüş, bir kısmı yüksek mevkilere kadar yükselmiştir."

Ben de dahil olmak üzere; biz Kuzey Kırım kökenli çöl Tatarları, burada bahsedilen Kıpçak tarifine hiç benzemiyoruz, benzeyeni de görmedim; ancak Kırımdaki azınlıklardan olan, Tat dediğimiz vatandaşlarımız, bu tarife çok uyuyor; çünkü onların çoğu, sarışın ve çok güzel görünüşlü insanlardır.
Ben de dahil olmak üzere; kuzey Kırım kökenli çöl Tatarları nın içinde, bu tarife uyan birini, ben hiç görmedim. Bizleri daha çok, Orta Asyalı insanlara benzetirler. Haksız da değiller; çünkü ben de aynaya baktığım da, kendimi Orta Asyalılara benzetiyorum. Birde şunu da belirtmek isterim, Kıpçak erkeklerinin de, sarışın ve çok yakışıklı oldukları söylenir; ancak biz Kuzey Kırım kökenli Çöl Tatarları olarak,  sarışınlıkla veya yakışıklılıkla bir alakamızın olmadığı kesin. Sadece karizmatik adamlarız diyebilirim.

Gerçek Kıpçaklar:

Bugünkü Tataristandaki, Müslüman İdil Bulgarları + Bugünkü Bulgaristandaki Hıristiyan Bulgarlar + Bugünkü Kırımdaki Tat dediğimiz sarışın Azınlık + Bugünkü Türkiyedeki Muhacir dediğimiz Sarışın Halk.

Bu halklar Tatar istilasına uğrayıp ortadan kaldırılan, birzamanların Muhteşem Kıpçak devletinin bugünkü varisleridir.

Gelelim Tatarlara:
Bugün Tataristandan (Kazan dan) sürülmüş ve Dünyanın çeşitli bölgelerin de, sürgünde yaşayan Çekik gözlü, koca kafalı, Halk + Bugün Kırımdan, Bucaktan ve Kubandan sürülmüş ve yine, Bulgaristan- Romanya ve Türkiye de, sürgünde yaşayan Çekik gözlü, koca kafalı, Halk + Kazakistan da yaşayan Çekik gözlü, koca kafalı, Halk + Kırgızistanda Yaşayan Çekik gözlü, koca kafalı, Halk + Altay ve Tuvada yaşayan Çekik gözlü, koca kafalı, Halk + Batı moğolistanda ve kuzey Çin de, yaşayan ve Kazakça konuşan Çekik gözlü, koca kafalı, Halk.

İşte bu İnsanlarda Cengiz Khanın Bugünkü Torunlarıdır.
Tatar İstilası dediğimiz fetihler bu insanların Ataları tarafından gerçekleştirilmiştir.

Bakın birde ne diyorlar; Kırım kökenli Halkların içinde Tatar yokmuş muş.

Şu anki Kırım etnik yapısı ve nufus verilerine göre konuşuyorlar uyanıklar. 

Tat (yaklaşık %55)
Yalıboyu (yaklaşık %30)
Nogaylar (yaklaşık %15)

Bu halkların için de Tatar yok diyorlar; doğrudur; ancak Sürgündeki (Diasporadaki) Tatar Halkını hiç kimse hesaba katmıyor.

Gelin bu oyunu da bozuverelim.

2005 yılında kırımda yapılan nüfüs sayımına göre,
2033700 kişilik kırım nüfusundan %12,1 kırım Tatarı ise, Kırım Tatar Halkının nüfusu 246078 kişidir. Bu nüfüs şu andaki kırım nüfusudur. Bu uyanıklar, bu nüfusa göre aşağıdaki verileri veriyorlar.

Tat (yaklaşık %55)
Yalıboyu (yaklaşık %30)
Nogaylar (yaklaşık %15)

Ya sürgündeki Tatar halkı, Örneğin: Türkiyedeki, tahmini 4-5 milyon kadar nüfura sahip olan ve Kırımın kuzeyinden tamırlı, çekik gözlü, Koca kafalı, çöl şiveli ve kendisine sorulduğunda Nogay tuvulman, Tat, yalıboylu da, tuvulman; men özüm Kırım nın öz Kalk’ı bolgan TATAR man. Diyen bu insanları da bir hesaba katarsak; yukarıdaki oranlardaki halklar, küçük  azınlıklar haline gelir. Buna birde, Bulgaristan ve Romanyadaki Tatar ları da eklersek, karşımıza gerçek Tatar halkının, gerçek nüfus oranları çıkar. Bu uyanıkların örnek olarak verdiği saçma nufus oranları da çöpe gider.

Olay budur. Bunu bilenler bilir.

Evet, konumuza dönelim ve sürgündeki Kırım Tatarlarının etnik yapısına bir bakalım:

Kırım Tatarıyım diyen sürgündeki Halkın tamamına yakını, Çongar ve Keriş Tatarlarıdır;
ben de, Keriş Tatarıyım.

Biz Çongar kardeşlerimize Şongarlar veya Çongarlar deriz; ancak Millet olarak hepimiz kendimizi tanımlarken Kırım Kökenli Tatarız deriz.
Genel olarak büyük ölçüde, Kırım kökenli Tatarların kendi aralarındaki tanımlamaları bu şekildedir. Dış görünüş ve dilimizde % 99 aynıdır.

Benim bildiğim kadarı ile Kırım  Tatarlarının etnik durumu bu.


Tabi bazı azınlık istisnalarda var;

Azınlıklar dan, Kırım Nogayları: Dış görünüş ve dilimiz % 95 aynıdır; ancak kültür ve adetlerimiz de az da olsa farklar vardır.

(Diğer küçük Azınlıklar da vardır: Tat, Yalıboyu Türkmenleri, Karaylar, Kırımçaklar “Budanlar ve Tayfılar Kırım Çingeneleri” gibi)
Bu halklar ile dış görünüş ve dilimiz farklıdır; ayrıca kültür ve adetlerimiz de farklıdır.

İnşallah faydalı olabilmişimdir.


Gelelim konunun özüne: Bu günkü Tataristan dediğimiz devlet kimlerden oluşuyor?
Cevap:Büyük ölçüde Ruslardan, Bir okadar İdil Bulgarların dan (Kıpçaklar) ve çok az bir kısım da, Tatar ve Nogaydan oluşuyor.
Çünkü Kazan Tatarları şu anda, Dünyanın çeşitli bölgelerinde sürgün hayatı yaşıyor. Birçoğuda zaten soykırıma maruz kaldı, Tıpkı biz Kırım Tatarları ve Nogaylar gibi anladınızmı?

Bu Ruslar, gerçekten çok sinsi yaratıklar, Kazandaki Tatarları sürgüne gönderdiler; idil bulgarlarını Tatar yapıyorlar, Kırımdaki Tatarları sürdüler; Tat ve yalıboyluları Tatar yapıyorlar;

Buda yetmezmiş gibi, hala boş durmuyorlar; aslı öz ve öz Tatar olan, sürgündeki Tatar halkına da, ilginç bir politikayla; Kırımdaki Tat ve Kırım Nogaylarını kullanarak, Nogay adını dayatıyorlar.

Yani Genetik olarak Tatar olana, Tatardan başka ne isim bulurlarsa yapıştırıyorlar;(Moğol, Nogay, Özbek, Kazak, vb.) 

Kazan da, Aslı Tatar olmayan İdil Bulgarları, Hıristiyan Kıreşinler, Tatar yapılıyor;
Kırımda, Aslı Tatar olmayan Tat, Yalıboylu gibi Halklara da, Tatar deniyor.

Sonuçta, Tatar adının içi boşaltılmış oluyor. Anladınızmı?



Birde şöyle bir örnek verelim,

Bir Uygur, bir Çinli, bir Kazak, bir Türk, bir Moğol, Bir Nogay Tatarı, Bir Kazan Tatarı (İdil bulgarları ve Kıpçaklar hariç), bir Qrim Tatarı (Tat ve yalıboylu azınlıklar hariç), bir Altay Tatarı, bir Sibirya Tatarı, Bir kuzey Amerika yerlisi, (kızıl derili) bir de Kırgız,

Bunları yan yana getirip de, tek tek milliyetlerine göre ayırt etmeye kalkarsak ne olur sizce?

Bence ilk bakışta Çinli, sıska ve minyon tipli olduğundan, hemen kendini belli eder.
Türk ise, yüz siması ve göz yapısından, hemen ayırt edilir.

Diğerlerini ayırt edecek adamın alnını karışlarım, bence imkansızdır.

İşte Tatar dediğimiz millet bunlardır. Aynı millet, aynı kan, aynı kültür, % 90 aynı dil; ancak dil konusun da bazı kayıplar Coğrafyanın büyüklüğü bakımın dan elbetteki olacaktır.
 
Birazda öz dilim olan Tatar’ca devam edip konuyu toparlamak isterim.

Erkezın öz tüşüncesı bar; Turan degen bır bırlık keşke bolsada korsek;

Lakin bırde objektıf kerçeklık degen bırşiy bar. Evelden Nogay, Kazak, Moğol, Özbek degen Kalklar cok eken; Kırım dan Çin seddine gadar bolgan Ata curt degenımız cer de, bek köp göçebe kabilenın ayrı ayrı, atı sanı bar eken. (Şırın, Barın, Argın, Kongrat, Kıpşak, Mangıt, Nayman) Bular Kırım Khanlıgını teşkil etken kabilelerdir. E Kazaklarda da bılay, aynı kabileler. Bunday bolup, taa da kop kabileler de olarda da bar. Kırgızlarda da bılay. Betlerıne karasan, bız Tatarlarman bır kalk day tura. Olay tuvulmu? E bu göçebe köşkenşı bolup, töresı - tılı bır kabilelerin alayı, özüne mıllet bolarak TATAR diy eken.

E bırde, Kıpşaklar bar eken, bunday bolup; Farslar, Türkmenler, Azerıler, bar eken. Bolar da, bır bolup; Tatarlarga cav bola, camanlık yasay eken; menı anlaysınızmı? Bunday bolup, köp soguşlar dan son, bu kalklar orta asiyadan şıgarılıp, batıga togrı sürülgenler. Gene Bonday bolup, Ezeli ve ebedi tüşpanlarımız bolgan Çin, Rusya ve Araplar man da, kop soguşlar da cenk etkemız. Bonu kım yasagan? dep sorasanız, Cengiz Khan Atamız man Ulları, dep aytarman sızge. Menı anlaysınızmı eken?
Bu kun, Kırımda barlık mücadelesı bergen, Tat degenımız kalkman, Yalıboylular da, Kıpşak ve Turkmenler den dir. Olar evelden de, özlerine Kırım Türkü dep ayta edıler. Bo kun de, "Kırımlar", "kırımtatarlar", veya "Kırım Türklerı" dep aytalar olay tuvulmu? lakin bızler Kırım şöl bet tamırlı Tatar lar da, Olarga eş uşamaymız Kozlerımız cımık, betımız calpak. Bırde, Bek akısmız, bek erışmız;  yani Börü dayın, Kaşkır dayın bır Kalkmız; aynı Kazaklarday, Kırgızlarday meni anlaysınızmı eken?
Mongol degen bır kalk ta, evelden cok eken; yani o kalknı Çin liler, Tatar kabilelerınden asimilation yasap, ortaga şıgargan. Bo kun de, Uygurlarga aynı şiynı yasaylar, olay tuvulmu? Bır vakıt taa bulay keter bolsa, yakında Uygur degen Kalk ta, Asimilation ga ograp, cok bolup ketecek.

Bırde kadiy cıgılganımız akında terakay aytarım bar:

Burungu vakıtta, bır aytarım bolacak;

Men İnternette er yazgan şiyge, tuvra, uşun dep karamayman; çünku internette erkez, er şiynı, kadiy işine kelse, olay yaza; bırde, internette TATAR dan kop TATAR tüşpanı kışı bar. Bırde, TATAR mız deb aytıp, işkerden TATAR tüşpanlıgı yasagan münapıklarda bar. Tuvganlar, Kadaylar; lakin bır de, mıy bar, mantık bar, akıl bar. Bakılşılar nın pıtnelıklerını aruv tartıp, oylap, tüşününgız. Er korgenımız yazı ga, sazan balıgı day; kaynak, kanıt dep karamak mıysızlık bolur dep tüşünemen. Bıznıng caşlarımız da, bularnı beg aruv ayırd etecek kadar mıylıdır dep tüşünemen.



BATU KHAN' IN TATARLARI KADİY CIGILDI?

Biyer de uşun aytar bolsak, Bıznıng Atalarımız, Ata curttan (orta asya) mınyaka at sırtında kelgen zamanda, atı sanı Tatar edı. Bu Tatar Khalg, Tangrı dep aytkanları bır tek İlah ga inangan kışılerden  oluşa edı; lakin o vakıtta Müsulman tuvul edıler.

Cengiz khan man, torunu Batu Khan soyun dan kelgen, Altınorda Khan’ ı Toktamış nın cıgıtlerı TATAR edı de, Emır Nogay dın cıgıtlerı ingılız mı edı? Olar da TATAR edı. Emır Nogay degen Zaat, Müsulman bolup, Altınorda TATAR Khan lıgın da, Nogayşılık degen bır siyasiy bırlık kurdu; lakin, bır cariyeden tuvganı üşün, eş bır vakıt Khan bolamadı. (TATAR töresine kore, Cengiz Khan soyundan kelgen birevu, Khan bolabılır edı; buga kore bolup, Emir Timur da (Timurlenk) eşbır vakıt Khan bolamadı. Artında Khan bolup oturgan, Cengiz Khan soyundan kelgen, Mahmut Khan bar edı.)

Toktamış Khan nın TATAR ları, Müsulman TATAR larga cenıldı. Bu bulay, Kabul etmemız keregır; lakin o vakıtta bek balaban bır Khan lık bolgan Altınorda TATAR Khanlıgı cıgıla edı. TATAR Khalg, anavu Nogay, anavu TATAR dep, özüözünü kıra edı. Khalg’ ga, kılış zoruman Müsulman lık bırde, Nogay atı, sanı, tayatıla edı. Emir Nogay nın zülmünden, yılgan bır kısım TATAR boyları, koşmege mecbur kalgan da, Litvanya, Polonya betıne turup kettı, Ulan(uhlan), Uluşin, Nayman, Calayir, Kongrat, Barın bulardan dır. O vakıt bır kısım TATAR boylarıda, Kırımga turup  kettı. Şırın, Barın, Argın dep aytılgan kabileler de bolardandır; ancak bo kabileler Nogayşılık nı kabul etmiy edıler. Bunday bolup, Cengız Khan soyun dan kelgen, Geray Khan larnın emrınde, özlerı müstakil bolgan bır Müsulman TATAR Khanlıgı kurdular. En uzun ömurlu Khanlıgımız da bu Müsulman TATAR Khanlıgımız boldu; lakin bu Khanlıklar özüözlerıne camanlık nı eş taşlamadılar. Bunday bolup, cerge Kardaş kanı tamızmaga devam etken de; Tangrı, Tatar kalgına, endı cakşılık tılemedı.  Endı o cerlerde ne Tatar nın hükmü geşe, nede Nogay nın, alayımız kara kor bolup tozduk kettık.

Kırım Tatar Khanlıgının kurucu kabilelerın den bolgan; Atalarımın öz kabilesı, Şırın kabilesinden de, ne kadar kışı bar bolsa, menden balaban bolgan soyların nın kollarından; menden kışkene bolgan soyların nın da, kozlerınden öbermen. Alayına, Tangrı dan selametlıkmen sawluk tlermen.

Bır de Tatar tuvulmuz Nogay mız dep aytkan kardaşlarımız bar, olarga da, bır lap etecekmen;
Eger sız, Nogayşılık degen siyasiy bırlıknı, soy belırtken, TATAR dan ayrı bır Irk bolganını tüşünüp, bu colga baş salgan Nogay cıgıtlerı isengız, sızge sorulganda, ertede Kıpşak edık, kımek edık, bugun Türük bolduk dep şaşmalaybermenız. Kokregınızı tüyüp, Nogay mız dep aytınız da, koreyık Nogay cıgıtlerını. Ertede atadan eşmı tuymadıngız;

Börü bolsan kög bol, aytkan sözüne berk bol dep.

Bunday bolup “Krımtatar” mız dep aytkan kardaşlarımızga ga da, bır lap etecekmen;
Türkiye de, Dobruca da, Köstence de, bunday bolup diaspora da, “Krımtatar” degen bır khalg cok. Kırım nın öz khalgı bolgan, TATAR bar TATAR.

TATAR atını koterıp atmak o gadar kolay tuvuldur. TATAR atı Tarih ke kadiy cazılgan bolsa, olay koterılır dep tüşünemen;

“Kırımtatar” dep, bazı kardaşlarımız özüözüne at sala,
TATAR tuvulmuz, nogay mız dep brevlerı şaşmalay;
TATAR da, mugayıp alkolik boldu; eeeee ketecekmız endı?   

Men TATAR man, TATAR atım saw bolup sawlukman kalsın, tiymenız cetecek.
Ertede Atadan eşıtmedınızmı,

Malı ketken carlı tuvul, sanı ketken carlı dep.

TATAR ga, Atın sanın üyretecek bolup cürgenlerge de bır lap etecekmen;

250 cıl, TATAR kılış’ ı astın da baş iygen Uruslarga mı kalgan TATAR’ ga atını üyretmek; tuvul bolsa, tasmasın canı şıgargan Çinli tılkılergemı kalgan TATAR’ ga atını üyretmek; tuvul bolsa, Kösedak suguşun da, aşagan şamarını bu gunde untmagan Selşukluman Farslargamı kalgan TATAR’ ga atını üyretmek; tuvul bolsa, Ankara, soguşun da aşagan’ ı tayaknı 500 cıl untmagan Osmanlıgamı  kalgan TATAR’ ga atını üyretmek.

Ertede, burungu zamanlarda, balaban TATAR kalgı edık, Khanlı kalg edık; brevumuz bız endı Kazak bolduk dep turup kettı, bırevumuz bız endı Mogol bolduk dep turup kettı, bırevumuz bız endı Özbek bolduk dep turup kettı, brevumuz bız endı Başkurd bolduk dep turup kettı, bunday bolup, kop kalgımız kobup kettı, kettı de ne boldu, minbır başlı Bürküt nün avurlugunu Kırımlı bır Bostorgay ga taşlap kettıler. Kadiy kotersın o balaban kanatlarnı kışkenekıy bır Bostorgay, sorayman sızge? Koteramay ograşabere bolsa da, gene kım oga sen kımsın? atın sanın ne? dep sorasa; o kışkenekıy Bostorgay, kokregın tüyüp; TATAR man dep ayta er daim şukur.

TATAR tuvulmuz, dep aytkan  öz kardaşlarım, barıngız sızde ketınız ketecek bolsanız, Cengız Khan Atam nın, Batu Khan Atam nın, Emir Timur Atam nın, süyegını sızlatıp; TATAR tuvulmuz dep aytacak bolsanız, kerekmiysınız, eş turmanız. Sawlukman ketınız.

Bırde, Müsulman TATAR bolmaz;
Ya TATAR sın, yada, Müsulmansın dep aytkan Şıdavsızlarga da, bır lap etecekmen.

Men özüm Müsulman TATAR man.
Menım Atalarım, Ata jurttan (Orta Asya) mınyaka At sırtında, kelgen zamanda, Atı sanı TATAR edı. Men olarga khayınlık etamam.
Barıngız sız özü özünüz nü Turük bolduk, Kıpşak bolduk dep aylandıraberınız,  Men ta bılay etkenınızge şukretaman, bır vakıt ta bılay keter bolsanız,  Bız endı Arap bolduk dep cüreceksınız, men on dan korkaman. Lakin betınızdekı Tabın tamganız dan, TATAR bolganınıznı, men gene uylap, tüşünüp parketermen;
Ta da bolmasa, kültebeden betınız ge kara cagıp, ta aruw Arap bolduk endı, dep kuvanıngız. Gene TATAR bolganınız betınız de cazar.

Men ozüm eveli sene, Mongol deb aytkan film ge karadım. Çhengız Khan Atamız nın ayatı bar edı; Lakin fılm, Urus - Alman ortak yasalgan bır fılm bolgan üşun, Çhengız Khan Atamız nın Çinliler men ceng etken omürlerınden; eş aytmay edı; bırde, Börte Anayımızga Yahkşı bolmagan haller bergenler. Bılay iptiralar, Kop tüşpan saybı bolgan  Tarihi zatların kobüsüne er vakıt atıla edı zaten. (Örnek: Hz. Ayşe Anamız ve Cemel olayı.) Men mınav Kâpırlernı eş anlamayman cengte cıgılganlarını eş kabul etmiyler. İptıraman, pıtnelıkmen TATAR khalgını bolmege ograşalar. Lakin, İstemi Kağan nın Toyuna kelgen TATAR boyları, Otuz Tatarlar ve dokuz Tatarlar kım edı? Kâpırlerın aytkanlarnı men tınlamayman; men ozüm TATAR man, menım curtum Çin seddin den, Viyanagaşıg ketken curt edı. Bıznı Kazan, Kırım, Astrahan, Nogay, kazak, Mogol, Özbek, ve ta kop parşaga bolgenlerni, bır yahşı azap man kuvandıracak cıgıtler, TATAR khalkında kop bolgan ve bolar.



Bırde, TATAR ga karşı, er turlu bakılşılık ka, pıtnelık ke, cav bolup, atın sanın bek süygen, bunday bolup, bu gün de, kokregın tüyüp, TATAR man dep aytkan TATAR Cıgıtlerıne de, bır aytarım bar;

Rustan, Çin den, Fars tan, Araptan  Balaban Tangrı bar Kadaylar, eger Tangrı, TATAR ga endı cakşılıg tlegen bolsa; bız de cıgıt kooop. Kadiy kureşkenımıznı olar aruw bıleler; lakin endı zaman teknoloji zamanı, burungu zaman da kı cıgıtler gene bar; lakin endı kureş, bilim kureşı boldu. Akırın da süngü soguşu da keşıkmiy kelecek Kuday tilese.  Şo Kırım üşün ölgen caş cıgıtler nın, sanlarının en ast betıne de, keşke Kuday tlese de men diy bır pkare TATAR nın, atı sanı cazılgan bolsa, ne bar. Atam Borangazi, ballarını andasına emanet etıp Türkiye ge cibergen son, özü de Kırım üşün Atını şaptırıp Cavga gurlep barıp saldırgan son, ölgen dep aytalar; lakin Borangazi diy cıgıtler bılay ölmez; ancak bızler, TATAR tuvulmuz dep aytkanımız kun ölürler dep tüşünemen.

TATAR bolunmaz; TATAR tuwulır.

TATAR Khalgın da soy Atadan kelır, Atası (Babası) TATAR bolgan kişı, TATAR dır; bu bılay

Tamırların da TATAR kanı bolgan TATAR balları, menım aytkan sozlerım nı, beg aruw uylap, tüşündüler.

TATAR atını tarih ten koterıp atmaga kalgar isengız, orta da bekte tarih degen bır şekıy kalmaz dep tüşünemen.


Dep Aytıp, sozlerıme son beremen.

Sawlukman kalıngız.

Yazan: Cihangir BORAN,
Sakarya (Tırnaksız) köyü.


 
Bır mıq coytulgan da bır nal coytuldu,
Bır nal coytulgan da bır at coytuldu,
Bır at coytulgan da bır atlı coytuldu,
Bır atlı coytulgan da bır qaber coytuldu,
Bır qaber coytulgan da bır soguş coytuldu,
Bır soguş coytulgan da bır khanlıq coytuldu.

                                        ÇHENGIZ KHAN

« Soñki deñişiklik: 2010 yanvar 30, 17:54:17 Yollağan: batugeray » Logged




Taşlañız o paqır qalqnı, suşu coq,
Suşu bolsa, caşavında ötiycek, –
Menmen Cengız, Temır Qan'nıñ torunı,
Menmen onıñ colun daim kütiycek...

Sırımnı bildırme,
Cavlarnı qüldırme,
Tatarman – Cengızday!
Qart Dunay, qart Dunay!..

Beqır Şobanzade
metehanoğlu
Full Member
***
Offline Offline

Beyanat sayısı: 87


Azalıq malümatı
« Cevap #1 : 2010 mart 03, 03:54:35 »

HAKİKATEN RAHMETLİ İSMAİL GASPIRALI'NIN KEMİKLERİNİ SIZLATIYORSUN
Logged
batugeray
Hero Member
*****
Offline Offline

Beyanat sayısı: 340


CİHANGİR BORAN ---- ( Qırım TATAR'I ) -----


Azalıq malümatı
« Cevap #2 : 2010 mart 03, 11:27:05 »

HAKİKATEN RAHMETLİ İSMAİL GASPIRALI'NIN KEMİKLERİNİ SIZLATIYORSUN



                     Tatar Oğlu Tatarım

             Tatar oğlu Tatarım,
      Tüp-temelden Tatarım.
      Ata Cıngiz kününde
      Adam olgan Tatarım.

      Kırda doğup, atlı osup
      Kımız ile beslengen.
      Tatar oğlu Tatarım,
      Kalkan ile bezengen.

      Kırlar mana ola kelgen
      Vatan ezelden.
      Çin tavında aş aşap,
      Su içem men ezelden

      Bir ayağım Asurda,
      Biri Salgır boyunda.
      Timur kibi cigitler
      Bek de koptur soyumda.

      Bir selamga, bir tütünge
      Bir kırallık satarım.
      On eki Hanga taç berip,
      Cigit olgan Tatarım.

      Atka minsem tohtamam,
      Ci(h)an çevirgen Tatarım.
      Ankarada sultannı
      Esir tutkan Tatarım.

       İsmail Gaspıralı    
« Soñki deñişiklik: 2010 mart 03, 11:47:31 Yollağan: batugeray » Logged




Taşlañız o paqır qalqnı, suşu coq,
Suşu bolsa, caşavında ötiycek, –
Menmen Cengız, Temır Qan'nıñ torunı,
Menmen onıñ colun daim kütiycek...

Sırımnı bildırme,
Cavlarnı qüldırme,
Tatarman – Cengızday!
Qart Dunay, qart Dunay!..

Beqır Şobanzade
Alessandro
Administrator
Hero Member
*****
Offline Offline

Beyanat sayısı: 459



Azalıq malümatı WWW
« Cevap #3 : 2010 mart 03, 17:26:32 »

Bu şiirni qayerden aldıñız, aceba?
Bilgenime köre bugünge qadar Gasprinskiyniñ tek eki dane şiiri saqlandı: "Qırım" ve "Satma saqın!".
Logged

Diqqat: işbu qullanıcı Qırımtatar degil.
metehanoğlu
Full Member
***
Offline Offline

Beyanat sayısı: 87


Azalıq malümatı
« Cevap #4 : 2010 mart 03, 17:31:43 »

İsmail Gaspıralı'nın Fikirleri

--------------------------------------------------------------------------------

Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN

İsmail Gaspıralı'nın fikirlerinin tam bir tasnif ve tahlilini yapabilmek için onun Tercüman'da ve Tonguç, Şafak, Kamer, Ay, Yıldız, Güneş gibi küçük gazetelerde çıkan yazılarını toplayıp neşretmek lâzımdır. Aynı şekilde mühim kitaplarının da neşrine ihtiyaç vardır. Ancak bundan sonra Gaspıralı'nın bütün fikirlerine erişebilmemiz mümkün olur. Türk âlemine bu kadar büyük tesiri olmuş bir insanın, doğumundan 140 sene, ölümünden 77 sene geçtiği halde makale ve eserlerine sahip olamayışımız, teessüf edilecek bir haldir. Gaspıralı hakkında, G. Burbiel tarafından 1950'de Almanya'da; E.J. Lazzerini tarafından 1973'te Amerika Birleşik Devletlerinde yapılmış doktora tezleri de yayımlanmış değildir. Tercüman ve Gaspıralı İsmail Bey'in neşrettiği diğer mecmua ve kitapları da tam koleksiyon halinde Türkiye kütüphanelerinde bulmak mümkün değildir. O halde Gaspıralı'nın fikirlerini tetkik için şimdilik elimizde, kütüphanelerimizde mevcut çok az sayıdaki Tercüman nüshaları ile onun hakkında yazılmış makaleler ve birkaç kitap kalıyor. Bu kitaplar içinde ilk ve önemli olanı Cafer Seydahmet Kırımer'in 1934'te İstanbul'da neşrettiği Gaspıralı İsmail Bey adındaki eserdir.

İki ilim adamımızın son yıllarda neşrettiği iki eser, bu sahadaki boşluğu dolduracak kıymetli kitaplardır.

Bunlardan birincisi 1987'de Ankara'da Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü tarafından neşredilen, Prof. Dr. Mehmet Saray'ın hazırladığı Türk Dünyasında Eğitim Reformu ve Gaspıralı İsmail Bey adlı eserdir.

İkincisi, Doç. Dr. Nâdir Devlet tarafından hazırlanan ve 1988'de Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı'nca neşredilen İsmail Bey (Gaspıralı) isimli eserdir.

Bu son iki eser, Amerikalı ilim adamı Lazzerini'nin İsmail Bey Gaspırinski and Müslim Modernism in Russia 1878-1914 adlı doktora tezinden de geniş ölçüde istifade etmişlerdir.

İşte biz de Gaspıralı'nın fikirlerini incelerken onun ulaşabildiğimiz makalelerine ve yukarda adlarını saydığımız eserlere müracaat edeceğiz. Gaspıralı'nın fikirlerini üç esas maddede toplamak mümkündür:

1- Batının yeni ve faydalı fikirlerini öğrenip müslüman dünyasında yaymak,

2- Maarifi yeni usule göre ıslah eylemek,

3- Osmanlı Türkçesini, bütün Türk dünyasının anlayacağı müşterek bir edebî dil haline getirmek.

Bunlara sıra ile göz atalım.

l- Batının yeni ve faydalı fikirlerini öğrenip müslüman dünyasında yaymak. Gaspıralı bu konuda yalnız makaleler yazmakla kalmamış; Avrupa Medeniyetine Bir Nazar-ı Muvâzene (1885), Kolera Vebası ve Onun Deva ve Dârûsu (1887), Beden-i İnsan (1901), Mir'ât-ı Cedid (1901) gibi eserler de yazarak neşretmiş, çeşitli sohbet ve konferanslarıyla da halkı ve müslüman dünyasını aydınlatmağa çalışmıştır.

İsmail Gaspıralı'ya göre kalkınma ve ilerleme, her milletin ve coğrafyanın hususî şartlarına göre olur. O, "maârifin usûl-i intişârının her bir iklim ve kavmin ahvâl-i husûsiyesine muvafık bulunması kaide ve kanun halindedir" der. İçtimaî hadiselerde ve hatta edebiyatta ırk ve muhitin önemli rolü olduğu, 19. asrın sonlarında Avrupa'da çok yaygın ve hakim bir fikirdir. Gaspıralı hep Japonya'yı örnek gösterenlere de aynı görüşle itiraz eder ve şöyle der: "Zamanımızda Japonya pek modadır. Japonya'nın sınaî terakkisi numune gösterilip misal olabileceği söylenmektedir. Biz böyle zannetmiyoruz. Japonya'nın ahvâl-i içtimâiyesi memâlik-i islâmiyeden başkacadır. Japonlar ve Çinliler, kadimden beri ehl-i san'attırlar Ne bizim Türkler ve ne de İranîler bunlarla kıyas edilemez."

İslâm dünyasında zanaat ve ticaretin yaygın olmadığını, müslümanların buna alışık olmadığını düşünen Gaspıralı, kalkınmaya ziraattan başlanmasını istemektedir. Önce ziraat geliştirilmeli, ziraî mahsuller iyi pazarlanıp satılmalı; sermaye birikiminden sonra sanayie geçilmeli. Gaspıralı'nın bu fikirleri tabiata uygundur. Her ülke elindeki imkânla işe başlamak zorundadır. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti de öyle yapmış, önce ziraati geliştirmiş, sonra sanayie geçmiştir.

Bu düşünce tarzı dolayısıyle Gaspıralı, yabancı sermayeye de itiraz eder. Osmanlı ülkesindeki kapitülâsyonların zararlı olduğunu söyler.

Batının yaşayış tarzında ve ilerlemesinde kadının rolü de önemlidir. Gaspıralı müslüman kadının da cemiyette ve iş hayatında aktif rol almasını ister; Tercüman'da sık sık başarılı Türk kadınlarının faaliyetlerinden bahsederek onları över(3). İsmail Bey, kadın mevzuuna o kadar ehemmiyet verir ki 1906 yılında hususî bir kadın dergisi neşrettirir. Bu dergi, kızı Şefika Hanım'ın idaresinde çıkan Âlem-i Nisvan, yani "Kadınlar Dünyası"dır. Gaspıralı, çocuğun terbiyesinde, birinci derecede kadının rolü olduğuna inandığı için kadının kültürlü ve bilgili olmasına önem verir.

Gaspıralı, Tercüman'daki "Bizim Hal ve Maişet" adlı makalesinde yeni fikirlerle eski fikirleri, şu alâka çekici cümlelerle anlatır:

"... Umumiyet ve ekseriyet üzere görenek esiri muhafazakâr (konservatör) olan ahâliden terakki ve ıslahat muhibleri (liberaller) ayrılıp, eşya ve ahvâle bakış ve dünyadan istek ve matlab cihetlerinde birbirlerinden tefrik oldular."

"Bunlardan terakki ve ıslahat isteyenlere "yeni fikirli" istemeyenlere "eski fikirli" namı verip bahsedeceğiz"(4).

İsmail Gaspıralı, eskiden toy, bayram, ziyafet ve meclislerde, havadan sudan bahsedilir, masal ve rüyalar anlatılırken, şimdi maariften, mektepten bahsedildiğini anlatır. "Yeni fikirlilerin matlabı millî mekteblerde tedrisi ıslah, talebe ahvâlini nizamlamak, Rus dilini ve fünûn ve bilük tahsil etmek edebî ve yeni tertip risaleler ve fen kitapları okumak, cem'iyet-i hayriyeler ve umumi kütüb ve kıraathaneler tesis etmek gibi işlerden ibârettir. . . Eski ve güzel âdetlere ve hallere rağbet ederler, lâkin her gördüklerini, her işittiklerini mîzân-ı akla çekip ibret ve tenkîdâta hevestirler, Eski fikirlilerin matlab ve efkârı pek sâdedir. 'Duralım, ileri gitmeyelim'den ibarettir. Gün gelir, gün gider bunlar berkarar kalmalı. Kuşlar yazın gelir, kışın gider-Bunlar taş gibi hareketsiz durmalı. . . başlarında bulunan kalpak kıyamettir, giydikleri rubanın endâmı-ilme hürriyettir; gömleklerinde olan kir ve ter güya eser-i keramettir, her ne işe göz atsalar âhır-ı nedâmettir"(5).

2- Batının ilerlemesinde maarifin birinci derecede rolü olduğuna inanan Gaspıralı kalkınmanın hangi sıra ile gerçekleşeceğini gayet iyi tesbit etmiştir: "Terakki meselesi maârifin terakkisine, maârifin terakkisi de ulemâ ilerlemesine tevakkuf etmektedir" (6). Yani önce âlimler çoğalacak, ilerleyecek; onlar maârifi ilerletecekler ve maârif bütün memleketi kalkındıracak. Bugün de geçerli olan bu düstur, İsmail Gaspıralı'nın başlıca gayesi hâline gelmiş ve ömrünün uzun senelerini o, bu işe vakfetmiştir.

Gaspıralı, eski öğretim usûlüne karşı, usûl-i savtiye adını verdiği ve okuma yazmayı çok çabuk öğreten yeni bir metot geliştirmiş, bu metodu önce hocalara öğretmiş, usûl-i cedid mektepleri denilen yeni okullar açmış ve açtırmıştır. 1884'te Bahçesaray'ın Kaytmaz Ağa mahallesinde Gaspıralı'-nın bizzat açtığı "birinci mekteb-i cedid" Rusya Türkleri arasında hızla yayılmış, 1914'te yani 30 yıl sonra sayıları 5000'e ulaşmıştır(7).

İstanbul'da çıkan Türk Yurdu dergisine 1911'de yazdığı "Türk Yurducularına" adlı uzunca makalesinde Gaspıralı "Usûl-i Cedid nasıl başlatıp yaydığını tatlı bir üslûpla anlatır(Cool.

3- 13. asırdan önce bütün Türklerin edebî dilleri tek ve müşterek idi. Çeşitli Türk boylarının ayrı ayrı ağız ve şiveleri vardı; fakat bunu sadece konuşmada kullanırlardı; yazıda kullandıkları edebî dil ortaktı. Bilge Kağan, Köl Tigin, Tonyukuk âbideleri; Altun Yaruk, Sekiz Yükmek, Irk Bitig gibi Uygur devri eserleri; Kutadgu Bilig, Atabetü'l-Hakayık gibi Karahanlı eserleri bu müşterek edebî dille yazılmıştı. 11. asırda Kaşgarlı Mahmud bu edebî dile "Hâkaniye" adını vermişti.

11. asırdan itibaren Oğuz Türklerinin Azerbaycan ve Anadolu'ya gelmesiyle ortaya çıkan coğrafî, siyasî, kültürel ve. lengüistik durum; Oğuz ağzının yeni bir yazı dili hâline gelmesine sebep oldu. Böylece 13. asırdan 19. asrın sonlarına kadar Türkler, iki edebî dil kullandılar. Bunlardan birincisi; Türkistan, Harezm, Kuzey-Kafkasya ve İdil-Ural'da, hattâ birkaç asır Mısırda kullanılan ve Hâkaniye Türkçesinin devamı olan Kuzey-doğu Türkçesi idi. Araştırıcılar buna "Müşterek Orta Asya Türkçesi", "Çağatayca" gibi isimler de verirler. İkinci edebî dil; Azerbaycan, Anadolu, Kuzey Irak ve Suriye ile Balkanlarda, hattâ birkaç asır Kuzey Afrika'da kullanılan Batı Türkçesidir. Buna "Osmanlıca" da denmiştir. Ancak Türklerin kendileri, Kuzeyde olsun, Doğuda veya Batıda olsun kullandıkları dile "Türk dili" veya "Türkî" diyorlardı. Azeri Türkçesi Osmanlı'dan pek farklı olmadığı için onu ayrı bir edebî dil saymıyoruz. Fuzulî, hem Azerbaycanlıların, hem de Osmanlıların şâiri idi. Kırım Türkleri de 1475'-ten sonra Osmanlı edebî dilini kullandılar Gazi Giray Han gibi, Âşık Ömer gibi divan ve halk şairleri yetiştirdiler.

19. asırda Türk dilinin ortaklığını Zeki Velidi Togan şu satırlarla anlatır:

"19. asrın ortalarına kadar Türkistanın her tarafında Batı ve Doğu Türkistan'da Kazak ve Kazan ülkelerinin hepsinde umumî Çağatay dili kullanılıyordu. 19'uncu asırda Kaşgarda Khocalar'ın ve Yakub Beğin târihine ait yazılan eserlerle, Khıyvada (Hîve'de) Munis ve Âgehî gibi müelliflerin ve Kazakistanda Anılay ve Bükey Ordasında Cihangir Hanın yazılarında kullanılan dil aynı dildir" (9).

19. asrın ikinci yarısında Rusların Türkistan'ı almasından sonra Türk edebî dilinde dalgalanmalar başladı.

Rusya'daki Türkleri Ruslaştırmak ve hristiyanlaştırmak için büyük gayret sarfeden ve İsmail Gaspıralı gibi aydınları bu yolda büyük engel kabul eden Nikolay İlminskiy, 25 Mayıs 1876'da "çeşitli işaretlerle hareketlenmiş Rus alfabesinin müslüman Türklerin kullandığı ayrı lehçelere uygulanmasını teklif etti. Bununla da yetinmeyen İlminskiy, müşterek bir Türk-Tatar dili yerine, her bir boy için boy şivesinin ana dil olarak kabul ettirilmesini" ileri sürdü"(10). İlminskiy, Tatar ve Kazak aydınlarına tesir ederek onlara da kendi boy dillerinde gramerler, alfabeler ve eserler yazdırttı"(l1). Bir yandan da Türkistan'da Mikola Ostroumov "Türkistan Vilâyetinin Gazeti"ni çıkarıyor ve 1883'ten 1917'ye kadar bu gazetede şehir ağzına dayanan Özbekçeyi yazı dili hâline getirmeye çalışıyordu(12).

İşte Gaspıralı'nın çıkışı da tam bu yıllara rastlar. Daha ilk çıkardığı Tonguç gazetesinde "Türk-Tatarların lisanda birliği meselesini ortaya atar ve fiilen her tarafta anlaşılabilecek bir Türk dili ile yazar"(l3). bu gazetenin mukaddimesinde şöyle der: "Milletimizin eseri olan lisanımız edebiyatça işlenmemiş ise de eğitime ve kaidelere gelecek lisandır. Gayet nâzik Tatar türkülerinden, Nogay cönklerinden, Kırgız ve Türkmen cırlarından anlaşılır ki eğer lisânımız usta bulup, kelime alınıp işlenirse, şimdikine göre çok dereceler parlak ve kullanışlı olur"(l4).

İkinci olarak çıkardığı Şafak'ta "malum bir türkünün Kazan'da ve Kırım'da nasıl söylendiğini yazar ve bu iki lehçenin yakınlığını müşahhas misâllerle gösterir"(l5).

İsmail Gaspıralı ömrü boyunca Osmanlı Türkçesini bütün Türklerin umumî edebî dili hâline getirmeye çalıştı. Fakat onun istediği yabancı unsur ve kaidelerle dolu bir Osmanlıca değil, halk tarafından anlaşılmayan yabancı unsurlardan temizlenmiş sade bir Osmanlı Türkçesi idi. Kendisi de ömrü boyunca Tercüman'da ve bütün eserlerinde böyle sade bir Osmanlı Türkçesi kullanmıştır. Büyük Türk şairi Mehmet Emin Yurdakul'un Türkçe Şiirler kitabına teşekkür için şairimize yazdığı mektupta şöyle der:

"... Âsâr-ı edebiyye ve şi'riyye arasına böyle meslekli bir eser aralaştırmak Türk âlemine büyük bir hizmettir ki denmen tebrik ediyorum. Türk âlemine dediğim mübalâğa zannolunmasın; mübalâğayı ne severini ve ne ederim; doğrusudur, çünkü şiirlerinizi Edirne, Bursa, Konya, Ankara, Erzurum Türkleri anlayıp, lezzetlenip okuyacakları gibi, Tiflis, Tebriz, Şirvan, Horasan, Türkistan, Kâşgar, Deşt-i Kıpçak, Sibirya, Kazan ve Kırım Türkleri de okuyacaktır ki, bu şerefe Fuzulî ve Nâbî nail olamadılar. Kırk elli milyonluk ve otuz asırlık bu âleme iptida bir kaşık oğul balını yediren siz oldunuz ki size şerefti, bize saadettir. . . Tebrik ediyorum... Tercüman'ın da çabaladığı bu yolda hizmettir. Sade ve kaba lisandır ki, Dersaadetin hamal ve kayıkçılarına,' Çin dahilinde bulunan Türk devecilerine gazeteyi tanıtmışın; Kazan'da, Sibirya'da olduğu gibi. Tebriz'de ve Horasan'da da Bahçesaray dilini öğrenmeğe meyil doğurmuştur"(l6).

Gaspıralı İsmail Bey, yukarıdaki satırlarda müdafaa ettiği ve yazılarında bizzat tatbik ettiği müşterek Türk edebî dili gayesini, nihayet 1905 senesinde bir şair haline getirmiş ve meşhur "dilde, fikirde, işte birlik" şiarını "Tercüman" adının başına ilâve etmiştir"(l7).

Gaspıralı'nın dilde birlik gayesini İlminskiy de fark etmiş ve savcı Pobedobçev'e yazdığı mektuplarda Gaspıralı İsmail Bey'in "kendi yayın organlarıyla Osmanlıcayı Türk soyundan gelen bütün müslümanların ortak dili yapmak" istediğini ifade etmiştir(18). "Duyduğuma göre" diyor İlminskiy, "Kazan'da Türkçe gazetelerin ve ayrıca ders kitaplarının sayısı her geçen yıl artmaktadır. Kitapların muhteviyatı Avrupaî, dili Osmanlıcadır"(19).

Gaspıralı'nın başlattığı ve İlminskiy'nin de kendisine göre tehlikeli bir gidiş olarak müşahede ettiği bu proses, Kazan'da olduğu gibi Azerbaycan'da da tesirini gösteriyordu. 20. asrın başlarında Azerbaycan edebî dilinin alacağı şekil hakkında epeyi tartışmalar olmuş; Osmanlı Türk edebî dilini kullananlarla, Azerbaycan'da diyalektik hususiyetlere dayanan yeni bir edebî dil yaratmak isteyenler şiddetli münakaşalara tutuşmuşlardı. Daha 1876'da Azerbaycan'da Hasan Bey Zerdabî, Ekinci gazetesinde (sayı: 14) "Türkçenin umumileştirilmesi teklifinde bulunmuştur" (20). Osmanlı Türk edebî dilini müdafaa edenler 1900'lü yıllarda Hüseyinzade Ali Bey'in "Füyuzat" mecmuasında, 1910'lu yıllarda, "Şelâle" ve "Dinrilik" dergilerinde toplanmışlardı(21). 1920'li yıllarda Türkiye edebî dili Azerbaycan'da artık öğretim dili olmuştu Bu durumun 1930'lu yılların ortalarına kadar devam ettiğini Azerbaycan'lı dilci Tevfik Hacıyev, ders ve gramer kitaplarından, resmî yazılardan, edebî ve ilmî eserlerden Örnekler vererek anlatır(22).

Hüseyin Cavid, Mehmed Hadi gibi büyük şairler tamamen Osmanlı Türkçesini kullanıyorlardı, İsmail Gaspıralı'nın gayesi, 1920'li yıllarda Azerbaycan'da tamamen muvaffak olmuştur.

Ancak 1920'lerden sonra durum tekrar değişti. Yeni idareciler İlminskiy'nin sistemini benimsediler ve her boyun şivesine dayalı yeni edebî diller yarattılar. Şayet Türkler kendi kararlarını kendileri verebilseydiler Gaspıralı İsmail Bey'in başlattığı ve büyük mesafe kateden proses devam edecek ve bugün belki de müşterek bir edebî dile kavuşmuş olacaktık. Yeni sistem her boyun edebî dilini birbirinden ayırıp yerli diyalektlere bağladığı gibi, 1929 yılında Kırım'da da, İsmail Gaspıralı'nın kullandığı dil yerine, Orta Yolaklı şiveyi esas kabul eden edebî dilin kullanılmasını kararlaştırmıştır(23).

Türk dünyası şimdi Perestroyka siyaseti ile yeni bir proses içine girmiştir. Muhtemeldir ki Türk aydınları, kullandıkları edebî diller üzerinde yeniden düşüneceklerdir. Bu yeni durumda ve doğumunun 140. senesinde İsmail Gaspıralı'yı ve onun fikirlerini hatırlamamak mümkün değildir. Son olarak "Usûl-i Cedid"de edebî dil meselesine temas ederek konuyu bağlamak istiyorum.

İsmail Gaspıralı'nın "tavsiye ettiği programa nazaran Usûl-i Cedid yani Avrupa tarzında tanzim etmiş ibtidaî mekteplerde ilk öğretim mahallî lehçelerle olacaktı; fakat üç sene kadar ibtidaiyede okuyanlar, mutlaka edebî lisan dediği Umumî Türk dilini öğrenecekler ve dördüncü seneden itibaren öğretim artık umumî Türk diliyle yapılacaktı" (24).


--------------------------------------------------------------------------------

* Akmescit, Mart 1991

(1)  Cafer Seydahmet Kırımer, Gaspıralı İsmail Bey. İstanbul,  1934, s.  166.
(2)   a.e., s.   158.

(3) Doç. Dr. Nâdir Devlet, İsmail Bey (Gaspıralı), Ankara.  1988, s.  33.

(4) "Bizim Hal ve Maişet". Tercüman, 16 April  1895, s. 29-31.

(5)   a. mak.

(6)   Kırımer, a.e., s, 168.

(7)   Doç. Dr. Mehmet Saray, Türk Dünyasında Eğitim Reformu ve Gaspıralı İsmail Bey ,Ankara, 1987, s. 58.

(Cool   Türk Yurdu'nun 7. ve 8. sayılarında yer alan bu makale, M. Saray'ın eserinde de (s. 81-96) bulunmaktadır.

(9) Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidî Togan, Bugünkü Türkili (Türkistan) ve Yakın Tarihi, İstanbul, 1981, s. 486.

(10)   Mehmet Saray, a.e., s. 28.

(11)  Z.V.  Togan, a.e., s. 490.

(12)  a.e., s. 501-503.

(13)   Prof. Yusuf Akçura, Yeni Türk Devletinin Öncüleri 1928 Yılı Yazıları, Ankara,  1981 s. 64.

(14)  a.e., s. 70-71.

(15)   a.e., s. 71.

(16)  Doç. Dr. Mehmet Saray, a.e., s. 75, 76.

(17) Prof Dr. Yusuf Akçura  a.e., s. 73.

(18) Doç. Dr. Nâdir Devlet, a.e., s. 47.

(19) a.y.

(20) a.e., s. 56.

(21) T.İ Hacıyev, Azerbaycan Edebî Dili Tarihi-2 Bakı, 1987, s. 184-188.

(22) a.e., s. 275 vd.  Ancak Hacıyev,  bunun aleyhindedir.

(23) A.N.  Garkavets, Ana Tili 7.

(24) Prof. Yusuf Akçura, a.e., s. 74.

 
Logged
batugeray
Hero Member
*****
Offline Offline

Beyanat sayısı: 340


CİHANGİR BORAN ---- ( Qırım TATAR'I ) -----


Azalıq malümatı
« Cevap #5 : 2010 mart 03, 17:35:54 »

Bu şiirni qayerden aldıñız, aceba?
Bilgenime köre bugünge qadar Gasprinskiyniñ tek eki dane şiiri saqlandı: "Qırım" ve "Satma saqın!".

Tapkanım linkni beriyim; mende köp şaşırdım İsmail Gaspıralının bulay tüşüngenıne.

http://www.fikirdebirlik.org/yazi.asp?yazi=201001002
Logged




Taşlañız o paqır qalqnı, suşu coq,
Suşu bolsa, caşavında ötiycek, –
Menmen Cengız, Temır Qan'nıñ torunı,
Menmen onıñ colun daim kütiycek...

Sırımnı bildırme,
Cavlarnı qüldırme,
Tatarman – Cengızday!
Qart Dunay, qart Dunay!..

Beqır Şobanzade
batugeray
Hero Member
*****
Offline Offline

Beyanat sayısı: 340


CİHANGİR BORAN ---- ( Qırım TATAR'I ) -----


Azalıq malümatı
« Cevap #6 : 2010 mart 03, 22:41:23 »

KÜLEMEN

Tatar atım, Türük bolğan, külemen;
Batur uğlım, qoyday bolğan, köremen;
Şal Ayğırım, merkep bolğan, cüremen;
Ana curtım, Mosqof bolğan, külemen;
Qartbabaylar, mağa söge, bilemen.

Qardaşlarım, untmañız biz Tatarmız,
Ne Türükmiz, ne de Türkni satarmız.
Türkke tüşpan bolğanı da, aşarmız;
Türkke qardaş bolğan Qalqmız, Tatarmız.
Ne Türükmiz, ne de, Türkke tüşpanmız.

Tatar bolğan, Türükmen dep aytalmaz;
Calan aytıp, Quday emrin qaytarmaz.
Uşun aytqan, Aqırette eş yalmaz;
Altıñ bolsa, kömür atıñ avuşmaz.
Soyın inkâr etken kişi, eş oñmaz.

Tatar bolıp, inkâr etken soysızlar!
Qalır Dünya sizge ebet, mıysızlar.
Mağa ceter aq kefenmen, bir mezar;
Qalır menden sizge bulay bir azar;
Mezarımda, Tatar edi, dep cazar.

 
cazğan: Cihangir BORAN
Tarihı:  05. 09. 2009
ANKARA – Polatlı – Saqarya (Tırnaqsız) köyü.
Logged




Taşlañız o paqır qalqnı, suşu coq,
Suşu bolsa, caşavında ötiycek, –
Menmen Cengız, Temır Qan'nıñ torunı,
Menmen onıñ colun daim kütiycek...

Sırımnı bildırme,
Cavlarnı qüldırme,
Tatarman – Cengızday!
Qart Dunay, qart Dunay!..

Beqır Şobanzade
batugeray
Hero Member
*****
Offline Offline

Beyanat sayısı: 340


CİHANGİR BORAN ---- ( Qırım TATAR'I ) -----


Azalıq malümatı
« Cevap #7 : 2010 mart 11, 18:30:31 »

Tatar olan Tatarlara sökmez bu Asimilasyon çalışmaları. Herşeyden önce TATAR OĞLU TATARIM; HİÇBİR ASİMİLASYON ÇALIŞMASINIDA TANIMAM.
Logged




Taşlañız o paqır qalqnı, suşu coq,
Suşu bolsa, caşavında ötiycek, –
Menmen Cengız, Temır Qan'nıñ torunı,
Menmen onıñ colun daim kütiycek...

Sırımnı bildırme,
Cavlarnı qüldırme,
Tatarman – Cengızday!
Qart Dunay, qart Dunay!..

Beqır Şobanzade
batugeray
Hero Member
*****
Offline Offline

Beyanat sayısı: 340


CİHANGİR BORAN ---- ( Qırım TATAR'I ) -----


Azalıq malümatı
« Cevap #8 : 2010 mart 13, 18:34:17 »

Tatar Qanları, bo qünde barlar, ortaga şıgacaqlar inşalla.
Logged




Taşlañız o paqır qalqnı, suşu coq,
Suşu bolsa, caşavında ötiycek, –
Menmen Cengız, Temır Qan'nıñ torunı,
Menmen onıñ colun daim kütiycek...

Sırımnı bildırme,
Cavlarnı qüldırme,
Tatarman – Cengızday!
Qart Dunay, qart Dunay!..

Beqır Şobanzade
Saife: [1]
  BASTIR  
 
Barmağa istegen yeriñiz:  

MySQL ile küçlendirildi PHP ile küçlendirildi Powered by SMF 1.1.8 | SMF © 2006, Simple Machines LLC

XHTML 1.0 keçerli! CSS keçerli! Dilber MC Theme by HarzeM